Google Reklamları
engin akbaba (Islık)
Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi Forumu
Şubat 10, 2012, 07:04:02 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
  ANASAYFA ANAFORUM Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1 2 3 4 5 [6] 7   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: engin akbaba (Islık)  (Okunma Sayısı 7238 defa)
0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Zeki Karaaslan
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 116



Site
« Yanıtla #75 : Temmuz 11, 2009, 22:54:15 ÖS »

Engin AKBABA şiir geleneğimizi özümsemiş bir şair portresi olarak ufkumun duvarındaki yerini aldı, kutluyorum kendisini güzel şiirleri için.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
enginakbaba
ÖKS Girişimcisi
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 68


Site
« Yanıtla #76 : Temmuz 15, 2009, 19:22:32 ÖS »

sizden bu tür övgüler almak bende tarifsiz sevinçlere neden oluyor...
teşekkür ederim.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

sana a?lad???m kentlere nisan bak??l? ya?murlar ya??yor.
enginakbaba
ÖKS Girişimcisi
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 68


Site
« Yanıtla #77 : Temmuz 30, 2009, 02:15:02 ÖÖ »

Dudağın dudağıma değende
Ay ışığı suya iner, aylardan mayıs
Dalda erik oynaşır gecede ateş
Ve akar su hürriyet denizine

Dudağın dudağıma değende
Hayli bulut bulut gökyüzü
Düşer gözlerinden göğüslerine
Aklımda bir avuç mavi kalır

Açılır yedi yerden kol demiri
Şapkasını yıkar kaşın üstüne
Tozanlı köylükleri, başaklar
İki ayrı dil konuşur iki canlılar

Dudağın dudağıma değende
Islanır serçecik nağmeleriyle
Bir kutlu akşam doğar haneye
Ve içim hayli hayli bir mayıs

engin akbaba- temmuz 2009- antalya
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

sana a?lad???m kentlere nisan bak??l? ya?murlar ya??yor.
enginakbaba
ÖKS Girişimcisi
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 68


Site
« Yanıtla #78 : Temmuz 30, 2009, 02:18:42 ÖÖ »

Türkiyeli bir yüreğim var benim
Ortadan ikiye ha bölündü ha bölünecek
Diye korkuyor her gece beynim
Hep kara sevdalarda, olmayacak düşlerde
Türkiyeli yüreğim.

Loncasız kasabalar, pirler an-karasında
İtibarı yok öyle halk arasında
Hep düşler alaminde- hayli kırgın
Türkiyeli bir yüreğim var benim

Pek çok dili konuşur lakin
Birisi hayli yasak. Üç yanı öyle tuzlu
Öyle deniz. Martılara sorsanız
Bizim kıyılardan uzak. Yunan adalarından.
Birkaç akarsuyu var yüreğimin, hayli kızıl ve
Hayli asi.
Birisi kül ve duman taşır Bafra deltasına
İkisi iki eski sevgili.
Zılgıt ve ağıt götürür şatt-ül arap’a.

Büyük şehirleri ve ışıklı caddeleri.
Her gün dolar kasıklarına kadar.
Kasaba rüzgarları kum ve tütün kokar.
Her gün yeni bir yenilgi ve sevişme faslı
Herkes aynı biçimde birleşmek mecburiyetinde.

Türkiyeli bir yüreğim var benim. Hayli ferah ve güzel
Ve hayli uzak dünyanın geri kalanına.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

sana a?lad???m kentlere nisan bak??l? ya?murlar ya??yor.
enginakbaba
ÖKS Girişimcisi
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 68


Site
« Yanıtla #79 : Temmuz 30, 2009, 02:20:25 ÖÖ »

bana bir yudum su ver!...

engin akbaba



Polatlı kışlasında ağustos geceleri, telefona yapışıp dişimin arasından, ergen bir düşle konuşuyorum. Uzak tren çığlıkları işliyor ciğerime, cesur. Adına “Gülce” demişim. Yorgun bir nisan kuşluğuna benziyor. Dokunsam ıslanacak gözleri. Elim o kadar uzak, sesi o kadar yankılı. Bir ırmağın denize dökülüşü gibi geriye bakarak karışıyor ruhuma nefesi. Polatlı kışlasında ağustos böcekleri, oturup ağlıyoruz… Tellerin arkasında ömrümün arta kalanı bozup düşlerini Ankara katarının bozguncu çığlığıyla sevdayı yükleniyor. Yüreklendiriyor beni Gülce’nin titreyen sesi. Mavi suaterli çocukluğumu da bilse “annem” diyeceğim. Aksıyor solu. Korkak bir Türkçesi var. Diliyle dişi arasında bütün gözyaşları. Ağlasa dudağım ıslanacak, belli… Ah bir uzanıp öpüverse kan dolacak dilim dudağım. Güneşi kundaklayacak birazdan kalk düdüğü. Oysa benim boğazımdan bir lokma bile uyku geçmedi daha. Kendi oyununa düşmüş bir hile bazın elleri gibi terliyor alnım. Kaderimin ilk hecesinden ayn’ı silip elif çeken ben, azı dişi kamaşan bir köpek gibi “keder” soluyorum. İçimde bağ bozumu; Yüreğimde sirkeci güğümleri… Tenhalarımda Ankara kalabalığı… Ayaklarım Sakarya’ya dirense, ellerim bira soluklanıyor izin günleri. Bir şiirin her dizesine gömülüp içiyorum. Her şiirin bir dizesinde kalıyor gözlerimin elası. Sigarasını yakmamı bekliyor akşam kuşları. Kuşkularından arındırmışlar şehvetli bakışlarını. Devlet malı olduğum göğüslerine bakışımdan belli. Oysa cüzdanımda seyyar bir sevdaya tutulacak kadar cesaretim yok. Garnizon dışında kabaran düşlerimi Polatlıya taşıyacağım akşam otobüsüyle birinci bölük için Çarşamba ve Cuma olmasa hamam günleri.



Gömülüp koşuğun grisine Bişar’dan Kürtçe ağıtlar dinliyorum. Kavimler göçünden beri yabanıl bir yolcuyum. Azığımda tek öğünlük tayınım.



Polatlı kışlasında bozkır trenleri… getirip gurbetin en acısını hasretimizin orta yerine bırakıyor. El sallasam… Gülce baksa tren penceresinden boş kovanlar gibi toplanıp sayılan yirmiüçüncü yaşımın ağustos günlerine belki daha da sever beni… 293. dönem birinci bölük birinci takım dört bin iki yüz beş. Kırk bir numara bot. Kırık bir aynanın simyası bozuk yanına düşmüş çocukluğumun yanık düşü… Belleğimde, uzak bir ülkede uzak bir kent adı olarak kalmış baba adı, vakti gelmeden ayrıldığım sevdalar, erken girdiğim kavgalar, ben yorulduğumda daha yeni kızışan arkadaş yumrukları… Bişar yine Kürtçe bir ağıt tutturmuş içinden. Gözlerinin renginden biliyorum. “Sesli söyle Bişar, biz de duyalım.” “Nöbetci subay gelir birazdan” der gibi bakıyor, utanarak Türkçesinden. Kırık dökük bir Türkçesi var, “h” leri hırıltılı, “k” leri kavruk.



Bir Ankara dönüşü, akşam içtimasından hemen sonra, adımı ünlüyor koğuş nöbetçisi.. ve kabaran sesiyle yarıp koğuşun kalabalıklığını, “telefoooon” diye haykırıyor. Dip köşe dolaşan sesi gelip düşüyor önüme bir kuş ölüsü gibi. Önüme düşen kuş ölüsünü cebime koyup varıyorum telefona. Rüzgârını yitirmiş dalgalar gibi hışırdıyor Gülce’nin sesi. “Unut beni!!! bir daha arama, ben de seni aramayacağım.?” “ne oldu? Niçin? Bi(r) şey mi oldu? Seni aramazsam nasıl dayanırım ömrümün arta kalanına?... gibi benzer cümleleri kurmayı hep telefonu kapattıktan sonraki gecelerde uykuya hasretken hayal etmişimdir. Ama hiçbir şey diyememiştim o anda çaresiz bir “Peki” den başka. İhtiyar bir çınarın köklenip de devrilişi gibi devrildi sesim. O ana uygun olan, Gülce’yi fikrinden vazgeçirebilecek cümleyi bu gün bile düşünürüm de hala bulamam. Bazen bulduğumu sandığım cümleyi birkaç kez tekrar edince yeteri derecede kuvveti olmadığından bahisle bir not defterinde unutur giderim. “Peki” “k”si kabarık “i” si boğulmuş çaresiz bir ünlem.



Aklımdan silemiyorum sonu atmış sıfır beş olan telefon numarasını. Sonra bir de yağmurda ıslanmış bir tarla sıçanı gibi sevimli gülüşü takılıp kalıyor gözümün önünde. Gülce sözünün eri. Öylece uzaklarda bir yerde. “Dayanamadım. Aradım” desem. Ayıp! “Arama!” dedi. Bir de “Unut beni” mi demişti yoksa ben mi öyle anlamıştım. ‘Yoksa unuttum seni’ miydi?

Geceler Polatlı trenleri gibi uzuyor. Trenler bozkır rüzgârı gibi ıslık çalıyor akarken rayların kızgınlığında. Sayımı yapıp gidince nöbetçi subay kalkıp yanaşıyorum sıra olmayan telefona. “Geç oldu. Yat uyu.” İçine tükürdüğüm içimden bir ses. Dibi bulunmaz gecede uzakları düşünerek uyumanın imkânsızlığı işliyor ciğerime. “Sabah ola hayrola!” Ertesi günün akşam kızıllığında eğitimin yorgunluğunu sırtıma vurup akşam dersine gitmeden evel, çay ocağından bin bir badire ile kaptığım çayın boz bulanıklığına sığınıp bin bela gelen sırada yapışıyorum telefona. Çeviriyorum sonu atmış sıfır beş olan telefon numarasını. Aradığım kişiye ulaşılamıyor. Kapsamı alanı dışında. Bütün alanlarda uygun adımda yürüyorum ama benim adımlarıma uymuyor telefondaki kadının sesi.



Akdeniz marşı söylenecek… sol…sol…sol… sol sağ sol…. Başla… “deniz deniz Akdeniz/ suları berrak deniz/ karşıda yar ağlıyor/ gideyim bırak deniz”…Bir daha kapsama alanına girmiyor Gülce. İrlanda masası, İtalyan çukuru ve kavimler göçünden beri boynumun yaftasına yazılmış yalnızlığım, yanlışlığım, Bişar’ın gözlerinden okuduğum Kürtçe ağıtlar ve koğuşun griliğine bulaşan insan nefesleri koyun koyuna yaşıyoruz bozkırın tere batmış sıcağında, yanıyoruz… “rüzgarlardan atım var/ şimşekten kanadım var/ göğsümde ay yıldızlı/ gazilik beratım var../” dua tepenin, türbe tepenin, mangal dağın, Sakarya boyları ve 22 gün 22 kanlı gecenin çölde aksayan naraları çalınıyor kulağıma. “yaslı gittim şen geldim/ aç koynunu ben geldim.../ bana bir yudum su ver/ çok uzak yoldan geldim…/ eş(ş)ek kulaklı Midas’ın toprağında marş söylüyoruz. Belki de ömründe hiç görmediği bir denizin marşını. Çöl coğrafyasına inat gür çıkıyor sesimiz. “deniz deniz Akdeniz/ suları berrak deniz/ karşıda yar ağlıyor/ gideyim bırak deniz… birinci bööölük, birinci bööölük, aslanlar, aslanlar hey…”



Aramıyor bir daha gülce… Sabahta, akşamda ve kuşlukta çoğalıyor kuşkularım… Polatlı çöl olmasına çöl ama daha da ölü geliyor bana. Kışlanın içinden tren akıyor. Trende hasret, tende can, damarda kan akıyor… Gülce… Sen güle benzemesen ben sana gülce demezdim amma. Dalında gül soluyor… İçimde şarkılar, kelimeler…



Sonra… Sonrası malum kuradan “yolun bittiği yer” çıkıyor. “Kiğı”, ömrümün hayal törpüsü. …Azrail gelmişte can talep eder/ benim can vermeye dermanım mı var…

Moderatöre Bildir   Kayıtlı

sana a?lad???m kentlere nisan bak??l? ya?murlar ya??yor.
ayse
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 278



« Yanıtla #80 : Temmuz 30, 2009, 09:09:29 ÖÖ »


sabah sabah etkiledi beni Gülce'yle olanlar!

Moderatöre Bildir   Kayıtlı

buradan dörtnala geçti ac?lar?m?z
Nurdan Ünsal
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 21


« Yanıtla #81 : Temmuz 30, 2009, 14:16:42 ÖS »

bana bir yudum su ver!

Bekleyişin, acının, özlemin, tutkunun  dile geldiği müthiş bir öyküydü.

Kutlarım, içimi acıttığınız için..sevgiler size.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
sedef Kandemir
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 441



« Yanıtla #82 : Temmuz 30, 2009, 16:16:52 ÖS »

"Yüreğine sağlık" gibi kutlamalardan mümkün olduğunca uzak olmaya çalışsam da bu sefer dayanamayacağım...

Bölünmesinden korktuğun o Türkiyeli yüreğine sağlık olsun, şiirle dolsun ömrün...

Öykün de şiirin de duyumsattı kendini o hoş akıcı anlatısıyla,  kederleriyle, umuduyla dolu dolu...

Teşekkürler ve Sevgiler
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi".
-Sabahattin Ali-
enginakbaba
ÖKS Girişimcisi
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 68


Site
« Yanıtla #83 : Temmuz 30, 2009, 16:55:28 ÖS »

teşekkürler dostlarım

okunduğunu bilmek ayrı mutlu ediyor insanı hele hele okunduktan sonra bir harfle de olsa selamlanmanın tarifi zor.

saygılarla.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

sana a?lad???m kentlere nisan bak??l? ya?murlar ya??yor.
enginakbaba
ÖKS Girişimcisi
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 68


Site
« Yanıtla #84 : Ağustos 08, 2009, 03:13:20 ÖÖ »

aslı gözlerin ne renk,
yoksa günah mı
her gece nasıl iner ay ışığı denizine
nasıl dağılır da toplaşırız
bir bebek ağlasa mahallede
ya da ne bileyim - sütçü gelse-
sen gelsen… ne çok bakardım gözlerine
öyle camda dursan,  ben sarhoş olmasam da
sen camda dursan
öyle ışıksız yani,  ağaç gölgesi
sarıp saklasan bütün dünyayı
İstanbul uzaksa da şarkılar güzel
kırmızı giyinsen, bakkala çıksan
aslı gözlerin ne renk, yoksa günah mı
deniz kenarında dursak, gözlerin dursa
gemiler bir boğaz getirse, bir İstinye…
aslı sen gelsen de bitse bu hasret,
uzakta kalacaksa kalsın İstanbul
engin akbaba- ağustos 2009-antalya
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

sana a?lad???m kentlere nisan bak??l? ya?murlar ya??yor.
ayse
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 278



« Yanıtla #85 : Ağustos 08, 2009, 14:08:20 ÖS »


"hey kim var orada"

dedi bir ses duymadı sesler birbirini dağıldılar

Moderatöre Bildir   Kayıtlı

buradan dörtnala geçti ac?lar?m?z
sedef Kandemir
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 441



« Yanıtla #86 : Ağustos 08, 2009, 18:54:44 ÖS »

- gözleri aşk rengi
aslının derinliğinde
koyu bir manzara bu
İstanbul hatırası-

Ne hoş coşmuş dizelerin, ne güzel akıyor duygular,

tebrikler Engin Akbaba
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi".
-Sabahattin Ali-
enginakbaba
ÖKS Girişimcisi
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 68


Site
« Yanıtla #87 : Eylül 09, 2009, 17:14:42 ÖS »

Şiir-t-de son hecedir sevdiğim
Noktayla mühürlenmiş gözleri
Uyur kanın ve terin içinde
Kasıklarında kar sesi
Üşür bütün geleceği

Onu sağanaklar yıkıyor içten içe
sorular çoğaltıyor
Dibinde cevap tortusu kalmış sorular
Bir bakmışsın sesinde çocuk bakışı
Hayli esmer
Kendine değse el oluyor
Hiçbir dokunuş ısıtamıyor tenini
Sarılsa hatıralara
Kurtlu bir ağaç kalıyor kollarında

Yüreğinde ki kırlangıç mezarlığı
Ona yeni bir dil bağışlıyor
Göğsü eski dil yanığı
Ölü sevgiliden
Bu yanık onu öldürmüyor

Bu yanık beni acıtmıyor

engin akbaba-antalya-2009
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

sana a?lad???m kentlere nisan bak??l? ya?murlar ya??yor.
enginakbaba
ÖKS Girişimcisi
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 68


Site
« Yanıtla #88 : Eylül 09, 2009, 17:29:15 ÖS »

sevgili kandemir, sevgili ayşe,
yazdıklarınız için teşekkür ederim.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

sana a?lad???m kentlere nisan bak??l? ya?murlar ya??yor.
enginakbaba
ÖKS Girişimcisi
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 68


Site
« Yanıtla #89 : Ekim 27, 2009, 17:05:56 ÖS »

Ölü Mine severdik senle ben
Mine yorgun bir cesetti akşam dönüşü
Saçlarında serçe çığlıkları
Kalçasında dolmuş ıslıkları
Düşünde neon ışıkları
Tükürülmüş bir kadındı Mine

Mine etek giyse
Rüzgâr çıksın isterdik, vallahi
Kotsa sarmalayan baldırlarını
İçimizde bir ferahlık
Güvende hissederdik namusumuzu

Mine sabah erken, uykulu dolmuşlarla
Küfrederek babasına ve bahtına
Bir bitlenmiş düş taşırdı çarşıya
Çantasında geri dönüş bileti
Tırnak makası, kadın bağı
İlk kızlığı, kızgınlığı

Mine kime kızar, neden pas vermez,
Bakkalla ne konuşur bilmezdik
Kimi sevse, ben olurdum düşlerimde
Çay bahçesinde ele ele,
Sinema salonunda kaçak öpüşler,
Sonra…
Sonrasına düş kuramam, biterdi.
Ve Mine her sabah ölü gider
Her akşam terk edilmiş dönerdi…

Gördüm ki,
Migrosun kafeteryasında
Patates cipsi ve kola
Yalak bir oğlandı düşümü bozan
Sonra çıkıp kol kola
Pahalı bir arabaya…
Mine ilk kez sağ duruyordu.
Gözlerinde denizin kararsızlığı
O gece geç döndü ve sonrasında da

Başka oğlanların arabasında,
Irzına bin defa geçti düşümün
Mine hanım oldu, ben de büyüdüm
Ve sen hala ölü Mine sevmektesin, acayip

         Engin AKBABA
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

sana a?lad???m kentlere nisan bak??l? ya?murlar ya??yor.
Sayfa: 1 2 3 4 5 [6] 7   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2009, Simple Machines XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!