Google Reklamları
Göç Hali
Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi Forumu
Şubat 07, 2012, 00:48:26 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
  ANASAYFA ANAFORUM Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Göç Hali  (Okunma Sayısı 2511 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ayse
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 278



« : Nisan 04, 2008, 21:44:53 ÖS »

                        Göç Hali

1.Uzun upuzun kabarık eteğiyle, loş bir odanın içinde ince minderin üstünde kitaplara gömülmüş vaziyette…

2.Ya da uçsuz bucaksız bir orman içinde, duru bir akarsuyun derinliğinde yarı çıplak serinlemek kuş sesleriyle…

3. Bu kendine göç hali...

4. Buzdolabın kapağını açtı üst raftan kahvaltılıkları çıkardı. Pencerenin kenarındaki masaya koydu. Güneşlikleri yukarı sıyırdı. Pencere önünde geniş kırmızı saksılardaki hercai menekşeleri solgun, boyunları bükük ona bakıyordu. Dün su vermediğini hatırladı.

5. Pencereyi açtı, ocağın üstünde akşamdan kalan çaydanlıktan çiçeklere su döktü. Çiçeklerin hemen nasıl da canlandıklarına hayret etti. Sonra karşıya baktı, kaç gündür, düzgün bir çarşaf gibi mavi mavi serilmişti yine deniz.

6. Sabahın erken saatlerinde balığa çıkan balıkçıların sandalları açıklarda demir atmış günü karşılıyorlardı kımıl kımıl…

7. “Vira bismillah, vira bismillah”

8. Yöneldi mutfak tezgâhına doğru, çaydanlığa tekrar su koydu.

9. Dolaptan çay kavanozunu çıkardı. Demliğe iki kaşık çay attı.. Ocağın düğmesine bastırdı, birkaç kez çakmağından ses geldi. Mavi çıktı alevi. Üstüne yerleştirdi çaydanlığı.

10. Lavabonun üstünde, küçük vazonun içindeki gülü gördü. İyiden iyiye boynunu bükmüştü... Elini değdirdi yapraklara, içi sarsıldı.

11. Hiç bir zaman iflâh olmayacak bir hüzün gezindi içinde.

12. Fokurtular çayın demlenme vaktinin geldiğini söylüyordu.
 
13. Çay bardağını ve kahvaltı tabağını dolaptan çıkardı. Çekmeceden çatal, bıçak aldı, yerleştirdi. Bayat ekmeği aldı yerinden, kızgın tavada kızarttı biraz…

        14. düşünüyordu!
        15. neredeyse seneler senesi…
        16. insanın kendini tanıması
       17. !..
      18 . ve dokunmak!
     19. yokluğun varlık,
20. varlığın yokluk
    21. Denge!
      20 düşün!,
       22. sessizliğin ve sesin hep tekrarla
       23. değen şimdi
      24. aşkla
… ya da…
25. insana hep insanca dokundu!



ayşe keskin/ Trabzon
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

buradan dörtnala geçti ac?lar?m?z
YeldaKaratas
ÖKS Girişimcisi
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 191


« Yanıtla #1 : Nisan 04, 2008, 23:08:25 ÖS »

11. Hiç bir zaman iflâh olmayacak bir hüzün gezindi içinde.

Bu madde benim sevgili Ayşe, sakın silmeyin...
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
cigdemünal
Çi?'dem
ÖKS Girişimcisi
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 113


Kaça??m, e?kiya a?klar ya?ar?m durmadan.


« Yanıtla #2 : Nisan 06, 2008, 23:08:25 ÖS »

Güzel bir öyküyle başlayıp ılık bir şiirle bitirdim sevgili Ayşe.
Bu bir insanın kı(v)rılma noktasının tasviridir usta anlatacı. Tebrik ediyorum
Dostlukla
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Borcum Yok! Bozdurdum Ömrümü.
ayse
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 278



« Yanıtla #3 : Nisan 07, 2008, 22:57:13 ÖS »

Teşekkür ederim sevgili Çiğdem Smiley

Moderatöre Bildir   Kayıtlı

buradan dörtnala geçti ac?lar?m?z
nero
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 12


« Yanıtla #4 : Nisan 16, 2008, 23:51:32 ÖS »

Yorum yazanlar yerinde söylemiş, katılıyorum...

Saygı ile...
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
sedef Kandemir
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 441



« Yanıtla #5 : Nisan 17, 2008, 00:37:48 ÖÖ »

Evet Nero, Ayşe'ye ne dense az. O duru sesi ve güzel şeyler taşıdığı yüreği ile yazdıklarını daha da seveceksin okudukça Smiley
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi".
-Sabahattin Ali-
ayse
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 278



« Yanıtla #6 : Nisan 17, 2008, 08:27:51 ÖÖ »

"Nero" !

yeni bir ses mi gelmiş bahçeye... yanılıyor muyum?
hoş gelmiş Smiley

teşekkürler sevgili Sedef hanım, güzel gören gözlerinize, duyan gönlüze sağlık...


* 03246cicekler.jpg (17.6 KB, 400x300 - Gösterim: 82 kez.)
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

buradan dörtnala geçti ac?lar?m?z
ayse
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 278



« Yanıtla #7 : Nisan 26, 2008, 08:55:26 ÖÖ »

                                                   DERYA KAN İÇİNDE

Hayata sırtını dönmüş.. O uçurum dibinde yumruk gibi dururken, önce korkup kaçtığım sonra yavaş yavaş yanaştığım…en tepe noktadan gördüğüm manzarayı anlatmak istiyorum size doktor…

 Bedensel bir parçalanma yok. Ölmemiş, belli belirsiz kıpırtılarını görüyorum çünkü..

 Ama ruhunun düğmeleri kopmuş, tiril tiril, çiçekleri hareli, eflatunu dağılmış bariz şekilde! 

 Beline kadar eteği sıyrılmış hislerinin.. Kanı hala üstünde.. Hoyrat mı hoyrat bir mühür gibi oraya bırakılmış.

 Şaşkınlıkla, bir zaman, uzun uzun bakıyorum, sonra yavaşça dönüyor,  sırtüstü uzanıyor.. Gözleri açılıyor.. Göz göze geldiğimiz kısa, ışıklı bir zaman yakalıyorum, tüm suskunluğuyla, tüm suskunluğumla bakmaya devam ediyorum…  Bütün benliğimi titreten,  o ayağa kalkma anını yakalıyorum..

 Üstünde hiçbir şey bırakmıyor, kayalara doğru fırlatıyor kadın.

 Yıkanıyor…su ne çok şeyi aklıyor.

 Derya kan içinde.

ayşe keskin/ Trabzon
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

buradan dörtnala geçti ac?lar?m?z
cumali22
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : Nisan 27, 2008, 02:34:50 ÖÖ »

Su aklıyor aklamasına da Sevgili Ayşe,
Ya kan içindeki derya ne olacak?
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
ayse
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 278



« Yanıtla #9 : Nisan 29, 2008, 11:45:12 ÖÖ »

"Su aklıyor aklamasına da Sevgili Ayşe,
Ya kan içindeki derya ne olacak?"

sorunuzun cevabını düşündüm bulamadım Cumali bey.

sanırım karışıyor birbirine kanla su.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

buradan dörtnala geçti ac?lar?m?z
sedef Kandemir
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 441



« Yanıtla #10 : Nisan 29, 2008, 21:29:21 ÖS »

Acı mı suyu kanatır?  kan mı acıyı aklar?

Bir kalkışın kutlanmaya değer yazısı. Anı yakalamak...

Çok hoştu Ayşa Keskin.


Moderatöre Bildir   Kayıtlı

"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi".
-Sabahattin Ali-
cumali22
Ziyaretçi
« Yanıtla #11 : Nisan 30, 2008, 22:04:36 ÖS »

Yani kadın suyla aklanıyor;
derya, (o aklanmadan kaynaklı kadından) kandan kirleniyorsa, yanıt yanlış!
Sanırım anladınız. Artık düşünmeyiniz!
Saygılarımla...
« Son Düzenleme: Mayıs 01, 2008, 19:41:26 ÖS Gönderen: cumali22 » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
ayse
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 278



« Yanıtla #12 : Mayıs 01, 2008, 23:40:52 ÖS »

hep DÜŞÜNÜYORUM!

 benim sorunumda bu sanırım:)
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

buradan dörtnala geçti ac?lar?m?z
ayse
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 278



« Yanıtla #13 : Mayıs 23, 2008, 22:13:38 ÖS »

 İSABELLA

    Hangi gündü bilmiyorum ama hafta arası bir gündü sanırım. Çünkü evimizde kimse yoktu o sabah. Annem arka mahalledeki komşumuza, babam da şehre bir iş için gitmişti.   

  Çok büyük bahçesi olan yanımızdaki iki katlı evin, üst katında tahta balkonun oymalı korkuluklarına arkanızı dönmüş, ellerinizle yüzünüzü kapatmış, dakikalarca ayakta  gördüğüm sahi hangi sabahtı?

 Rengi artık koyu kahverengi olmuş, aralıklı tahta sütunların ardında gözüken üstünüzde sadece kısa mavi bir şort vardı. Ön bahçenin tek meyve ağacı balkona sarılmış büyüyen asması, uçsuz bucaksız hayal dünyamla salkım salkım orada duruyordu sizinle birlikte.  Gölgelik vazifesini de gören yaprakların arasından ne kadar görebildiysem sizi, belli belirsiz hıçkırık sesinizi de bir zaman sonra duymuştum.  Elimde sepet, dallarda kalan üzümleri toplamak için oraya gelirken kalakalmıştım öylece işte…

          Yaz yeni bitmiş, herkes boşaltmıştı yazlık evleri. Kentli komşularımız çoktan kasabamızdan gitmişti. Kapıları, pencerelerin kepenkleri sıkı sıkıya kapalıydı her bir evin.

Bahçeleri, uzun süreli bakımdan şımarmış ama gece vakti çok uzak bir köşeye bırakılan kedi yavruları gibi neredeyse inceden inliyorlardı. Solmaya bir adım kala yeşil kalan otlar ve boynunu bükmüş çatılar yağmurları bekler vaziyette, gelecek güz mevsimini…

Evet, güz mevsimi gibi gelmiştiniz gözüme, yarısı sıcak, yarısı yağmurlu.

Ama biliyordum ki bu evin bir yaz boyu kapalıydı kapısı, penceresi.
    Sahi nereden çıkmıştınız? Sizi daha önce görsem mutlaka tanırdım. Bu kasabaya gelen herkesi bir şekilde tanırız. Yüzünüzü de tam göremedim üstelik.

      Bu evin sahipleri yaşlı bir çiftti. Benim gönlümün en özel yerinde olan.
Bu yaz gelmemişlerdi, gelememişlerdi. Söylenen bir daha da gelemeyecekleriydi.
Hayatlarını üç ay arayla, peş peşe kaybettiklerini, bir gece geç vakitte kahveden döndüğünde babam, annemle konuşurken duymuştum. Uyumaya çalışırken bütün dünyam yıkılmıştı bir anda. Onları bir daha göremeyecek olmam, büsbütün içime kapatmıştı beni.
Haftanın belli bir iki gününde beni çağırırlar, onların varlığıyla bütün yazım, ılık bir güzellik içinde geçer, benim varlığımla da onların evlat özlemi hafiflerdi sanırım.

     Bu yaz o büyük bahçe, böylece bütün dünyam olmuştu. Bizim bahçemiz de vardı ama bu bahçe farklıydı. Bütün köşede köklü bir sevginin ve bir ömre yayılan o hayata tarifsiz dokunuşu beni dünyasına çeker, hayal dünyam evin ve bahçenin de bir ruhu olduğuna beni inandırır, yasaksız, çekincesiz bu bahçeden içeri iterdi.

   Bütün yaz, o bahçenin çiçeklerine, sularını arka bahçedeki eski kuyudan taşıdım.  Sonra meyve ağaçları vardı, sonra yıllanmış iğne yapraklar ki serinliği altında kim bilir nice insanın, üstünde envai çeşit börtü böceğin ve konargöçer kuşların ağırlandığı… bir köşede ki turuncu boyası iyice solmuş kamelya ve bir köşesine asılı kuvvetli rüzgârda yorulmak bilmeyen çıngırak, kokular ki en özel mirastı kasabaya aslında bıraktıkları bu insanların.       
     
     Gün içinde kaybolduğum saatlerde, annemler beni aradıklarında nerede olduğumu öğrendikleri günden itibaren seslerini çok da çıkaramadılar. Bedenimin ve duygusal yapımın kırılganlığını bir yana koyarsak içimdeki fırtınaları hissettiklerinden ve yaşlı komşularının anısına saygı duyduklarından sessizce izlerlerdi benim bahçedeki zaman geçirişimi. Ara ara seslenerek, kaybolduğum bu dünyada gerçeğin o tok sesini işittirirlerdi bana.

—Gel.

Sahi siz nerden çıktınız?
 Kimsiniz?
Neden buradasınız…neden ağlıyorsunuz?

        Bedeniniz üstüne düşen gölgeliğin ve içinde olduğunuz bu evin benim için anlamını bilmiyorsunuz ki daha…
Biliyor musunuz yoksa?
   O benim yaşımla yaşıt. Benim doğumumla dikilmiş bahçeye. Aslında o asma benim bir bakıma…

 Ya sizin doğumunuzla hangi ağaç dikilmiş bahçeye, sahi sizin yaşınız kaç?

Bütün yazlar boyunca koştum buraya, peki siz neden bu kadar geç geldiniz? Ağlamayınız lütfen.

—Hoş geldiniz evinize.


ayşe keskin/ Trabzon - Ada Dergisi 9. Sayı  sayfa: 14
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

buradan dörtnala geçti ac?lar?m?z
ayse
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 278



« Yanıtla #14 : Kasım 22, 2008, 22:21:40 ÖS »




                     Bugün Anlatıcıyım!


“Otelinin iki kapısı var elbette – biri gelişler, diğeri de yalnızca gidişler için; bu ikisi asla birbirine karıştırılmıyor.” 
                                                              Cem Akaş


    Kışın amansız ayazında, dağların karla kapattığı yollarda, arazi arabası karanlığı yara yara ilerliyordu. İçinde çoluk çocuk, sadece üzerlerine alelacele giydikleri giysilerle... Üstelik arkada kapıları kilitlenmiş iki oda, bütün eşyalarını bırakarak.
   
    Valizlere çarçabuk üst baş konulmuş, aydınlığa doğru uçarcasına gidiyorlardı.
Annenin dudak arasından dökülen duaların fısıltısıyla; Çocuklar, daha bir titreyerek yanaşıyorlardı annelerinin kanatları altına. Zaman su gibi akıyor derler ya akmayan bir zamanın içinde gerçekleştirilmeye çalışılan bu arayış, sabahın doğum iniltilerine kadar sürüyordu.
   
   Adam ve aileye yardım eden iki görevli, önce otel bulma telaşıyla sağa sola bakınırken, sessiz bekleyişlerdeydi çocuklar ve kadın.
İki adam aileyi bırakıp gittiğinde, küçük iki valizle, şehrin tenha otelinde odalarına çıkıyordu bu küçük kalabalık. Önce sıcak çorba, üşüyen ruhlarına ve şok durumunda ki içlerini ısıtmak için. Üstüne demli çay birde büyüklere… İnsanın ömründe başına gelebilecek en olmadık şeylerin gelebilir olması, acının doruklarına çıkarıyordu adamla kadını. Çocuklar yol yorgunluğundan ve ne olduğunu tam kavrayamadan yarı baygın yatakların üstüne yığılıyorlardı.

   Sokak arkası, köşe başı karşılarına dikilebilecek karartıların, hayatı bir anda allak bullak edebilmesi ihtimali... -Ne garipti.-

  Sonra garip bir teslimiyet duygusu yataklarına onlarla birlikte uzanıyordu. Uyku onlara büyük rahatlamayı verebilmiş miydi, uyudular mı uyumadılar mı, bize karanlık. Aydınlığı aramaya çıkanlar için, karanlık. Düşünmek için en uygun renkse, yalnızlık!  İşte öylece bekliyordu sabahı kadın.

  Sabahın ilk ışıkları odaya vurduğunda hazırlanan aile, yine geldikleri gibi sessizce çıkıyordu otelden.

  Tren gara girdiğinde hepsi kenetlenmiş bir biçimde bekleşiyordu. Görevliye uzatılan mühürlü kâğıtla trene bindiklerinde, dumanlar arasında, kapısı sürgülü yalnızlığa atıyorlardı kendilerini. İçerden kapatılan kapının koluna, görevlinin verdiği teller bağlanıyordu. Dışarıdan gelebilecek her bakışa, sıkı sıkı düğümleniyordu bakışları.
   Ne kimseyle görüşmek ne de kimseyle konuşmak istemiyorlardı. Onlara, amansız korkuyla, demir raylardan çıkan sesler yetecekti bir zaman.

   En doğru tespit, uçmak! Ağır kanatlar dağ bayır demeden aydınlığı ararken, sabit bir düşüncenin gözlere verdiği yorgunlukla adamla kadın bakışıyorlardı ara ara. Çocuklar kayan bir manzarada durgun. İnceden damlalar süzülürken yanaklarından? Geçmiş zamanla, gelecek arasında bir dünya batıyordu.
Kalabalıklarda ıssızlığı yaşamak ve daha sarılmamışken toprağa sarılmak buydu demek!
Yalan olan her şeyin ölüm gibi peşlerinden gelmesi...ki!
   Bu kaçış!
Gerçeği bilen, en azından geleceğe parmağını basacak yürekte göz göz yaşıyordu durmadan.

Bu gün anlatıcıyım!

ayşe keskin/ Trabzon
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

buradan dörtnala geçti ac?lar?m?z
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2009, Simple Machines XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!