|
HBozkurt
|
 |
« Yanıtla #15 : Haziran 05, 2008, 00:19:47 ÖÖ » |
|
öyküler hep mahzun tarafımızdan kalkar..içinde yaşanmışlığı bol ..uyur uyur..uyur..bir sabah kalkmışsınız içiniz deniz..göçmek istersiniz yazarak durmadan..Bit Pazarına çıkarılanlar hep yarım kalmış tarafımızın gün yüzüne serilmesi gibi..hüzünlenerek..acıya eş giderek..Mehmet Ak usta kalem..insanı arayan şiirsel metinleriyle güzel öyküler sunmakta..kırılan bir düşün temsilcisi kimi zaman..ama umudu daim koruyan..mavi asarak hüzünler kuyruğuna
dil kelimelerin ifadesiyse..anlamıysa.. Mehmet Ak yazım diliyle koca bir dünya ..hepimize genişlik bırakan
saygı ve sevgiyle
|
|
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #16 : Haziran 05, 2008, 21:06:17 ÖS » |
|
sevgili üstadım, duygulandım, boğazım düğümlendi... hayatımda duyduğum en güzel sözlerdi... çok yorgun olduğum, kendimi hiç iyi hissetmediğim bu günlerde... ilginize, yüreğinizin terine... teşekkür ederim... sevgilerimle...
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #17 : Temmuz 07, 2008, 12:53:28 ÖS » |
|
CEREYAN
“Merhaba Döndü teyze, nasılsın?” “Merhaba oğlum merhaba” “Hayırdır teyze dertlisin?” “Yok bişey, ne olsun ki?” “Var teyze var, ben seni bilirim. Yüzün sarkmış yine” “Sanki bilmiyo da… Töbe töbe… “Yahu anam söylesene! On beş gündür burada değildim, nereden bileyim?” “Nerdeydin?” “Ankara’daydım, işyerinden gönderdiler.” “Mebus musun sen, ne işin var Angaralarda?” “Öyle değil yaa… Her Ankara’ya giden mebus mu oluyor?” “Eyi o zaman, ne işin var orda?” “İyi bir şey sorduk, bir dövmediğin kaldı, döv de rahatla bari.” “Döverim tabi… Ah bi dövebilsem…” “Hadi vur, al başımı eğiyorum önünde, bas tokadı rahatla!” “Deli çocuk sen de… Git öte çökme üstüme! Deli şey…” “Sen, ne oldu anlat bana.” “Mustafa anlatmadı mı?” “Neyi?” “…” “Valla görmedim Mustafa’yı. Adana’ya gece geldim, az önce de evden çıktım. Seni gördüm, kapının önünde dertli dertli oturduğunu görünce yanına geldim işte.” “Yani haberin yok?” “Ya, yok anacım, valla billa yok!” “Seninki nişanlısından ayrıldı.” “Hadi ya… Vay hıyar vay… Sevindiydik bir kız buldu diye.” “Ah Kadersiz oğlum… Bir ayağı sakat diye gitti kendinden on yaş büyük kıza yapıştı, o da ağzına sıçtı bıraktı…” “Ne olmuş? Niye ayrılmış ki? Kız biraz olgun görünüyordu ama bizimki de baya sevinçliydi hani.” “Kız annesine oğlanda ceyran yok demiş.” “Ne cereyanı bu?” “Bilmem işte oğlanın ceyranı yok demiş.” “Ee ?” “”E’si bu işte. Ceyran kesik demiş. Ne demek bu? Gencecik çocukta ceyran kesik olur mu? İftira bu iftira!” “Ha ha ha!” “Ne gülüyon oğlum ne var?” “O öyle dememiştir anacım, yani öyle demek istememiştir. Kıh kıh” “Bak hâlâ gülüyor. İftira atmış çocuğa… Hem, de ki ceyranı kesik, evlenmeden nasıl anladı bunu? Demek ki bu kız bozuk.” “Yok yok öyle dememiştir. Hı hı hı” “Ülen gebertirim seni, çabuk git yanımdan. Pis pis gülüyo bi de.” “Ana o cereyan var ya…” “Hıı?” “Senin bildiğin cereyan değil, elektrik demiştir elektrik.” “Ha ceyran ha eletirik aynı şey deel mi?” “Hayırdır Mahmut, niye kızdırıyorsun Döndü teyzeyi?” “Cereyan kesikmiş Ayşe abla” “Ne cereyanı Mahmut?” “Ülen şimdi seni gebertirim deli cocuk. Yav bu zamanenin hepsi deli.” “Ha ha ha. Abla anlatması çok zor…” “Ceyran kesikmiş ceyran, nişanlı bir kız nerden bilir ceyranı… Bozuk bu kız Ayşe! Bozuk!” “Ne cereyanı bu teyze, nerede kesilmiş, kim kesmiş?” “Bu kız bozuk diyom ben size bozuk!” “Ha ha ha!” “Mahmut gülme de anlat şunu.” “Abla teyzem anlatıyor ya işte, cereyan kesikmiş yapacak bir şey yok. Of aman of öldüm gülmekten. Şimdi benim de cereyanım kesilecek valla.” “Mahmut anlat artık!” “Abla, Mustafa nişanlısından ayrılmış ya. Kıh kıh kıh… Tahminen kız ailesine aramızda elektrik oluşmadı demiş.” “Ee ?” “Kızın annesi de Döndü teyzeye cereyan yok demiş. Döndü teyze de cereyan kesikliğini oğlunun iktidarsızlığına bağlamış, iftira atıyorlar diyor.” “Ay gerçekten mi? Olamaz ya ha ha ha!” “Hah iki tane oldu deliler, gidin başımdan. Oğluma iftira attılar diyorum size. Nerden bilir nişanlı bir kız oğlanın ceyranını. Bozuk diyorum size o kız bozuk! bozuk işte bozuk!
Mehmet AK Temmuz 2006
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 11, 2008, 10:19:55 ÖÖ Gönderen: Mehmet Ak »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #18 : Temmuz 07, 2008, 15:15:41 ÖS » |
|
Mehmet, temmuz sıcağında iyi geldi bu öykü bana. Eline, dimağına sağlık. Vay Döndü hanım vay! Vay ki vay!... Teyzem, kız erkek ilişkilerinde ki durumu tanımlayan; 'Kanı ısındı, ısınmadı' dan bir adım öteye gidememiş. Garibim ne yapsın.
|
|
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #19 : Temmuz 11, 2008, 10:12:42 ÖÖ » |
|
YALNIZLIK MIRILTILARI III
Zifiri karanlık bir gecede savruluyorum. Aşkın ve hayatın bittiği, yalnızlığın umutsuzlukla harmanlandığı bir karanlık… Mil çektim gözlerime, hiçbir şeyi görmeyi reddediyorum. Ağaçların, kuşların ve karıncaların kokusunu, ayak seslerini iyi bilirim. Bana, yalnız onların varlığını bilmek ve benden olan iki çift ela gözün hayali fazlasıyla yeter. Ben yalnızlığımla savrulurken karanlıklara, onlar içimde, benliğimde; ruhumun her zerresinde kopmaz parçalarım olacaklar. Derindeyim. İnce ve narin imgelerin çok uzağındayım şimdi. Burası maskesiz ve makyajsız, oldukça sade… Mutluyum burada. Beklentilerden ve sonu gelmez hesaplardan sıyrıldım. Körüm. Sapına kadar görmüyorum. İnebileceğim kadar indim zirveye. Artık ulaşamazlar, derin yalnızlığın dinginliğindeyim Yalnızlığın derin zirvesinde, uçurumun orta yerinde, bir kayacığın küçük duldasında barınıyorum. Yılanların tiz ıslıklarından kurtuldum, iğnesinden flama yapan akreplerden, çocuk sevinciyle gülüşen sırtlanlardan… Gözlerimi kendi ellerimle oydum. Buradan öteye gidecek yol yok. Bütün yolların kesişip kırıldığı, rengini ve sesini kaybettiği yerdeyim. Yalnızım. Hangi yara canımı yakabilir ki? Hangi küfür kulaklarıma erişebilir? Özümsenmemiş sözcükleri dudaklarının arasında şişirip yüzümde patlatanların acınası gözleri buraları asla göremez. Burası cehennemin dibi, ziftin peki, aşkın, sevginin ve arkadaşlığın bittiği yer. Kendimle iç içeyim dürüstçe… Gözlerimin kokusuna karıncalar geldi. Kıymık kıymık koparıp taşıyorlar. Ayak seslerini dinliyorum. Çok düzenliler. Ama bir o kadar da takmıyorlar bir şeyleri. Aşk, para ve lüks yaşama sevdaları yok. Tanrıları ve çeşitli maskeleri yok. “Merhaba, ben karınca” “Merhaba, ben de karınca” Sade. Düz. Kimse bir başkasının üzerinde egosunu tatmin etmeye ihtiyaç duymuyor. Burası yol sözcüğünün anlamını yitirdiği yer. Karanlığın şavkında kimsenin göze ihtiyacı yok. Gözlerimi az önce bitirdiler… Uzaklaşan karıncaların ayak seslerini sindiriyorum içime.
Mehmet Ak Temmuz/08
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Nisan 21, 2010, 12:24:17 ÖS Gönderen: Mehmet Ak »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
cigdemünal
Çi?'dem
ÖKS Girişimcisi
 
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 113
Kaça??m, e?kiya a?klar ya?ar?m durmadan.
|
 |
« Yanıtla #20 : Temmuz 11, 2008, 12:38:55 ÖS » |
|
Gözlerimi bitireli çok zaman geçti. Görmez gözlerim anlamaz bilincime eşlik etti. Bu şekilde sindirdim, içinizden sızan sancıyı damarlarıma dek.
"Çok güzel olmuş tebirk ediyorum" demeyeceğim. Uzunca zamandır dinlenen bir kanın yolunu açtınız. Yatağını arar şimdi...
Anlatım içten, hissettiriyor. Ama anlatılan belki her okuyanın payını sadece bana veriyor.
Size olan sevgim var geri dönüp getirdiğim. Onu sunuyorum.
|
Borcum Yok! Bozdurdum Ömrümü.
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #21 : Temmuz 11, 2008, 15:16:12 ÖS » |
|
çiğdem... "Uzunca zamandır dinlenen bir kanın yolunu açtınız. Yatağını arar şimdi..." karıncalar, güzel yazılar getirecekler bize... ne güzel! "Size olan sevgim var geri dönüp getirdiğim. Onu sunuyorum." sunulan; çok değerli armağandır bu... 
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 21, 2008, 14:51:35 ÖS Gönderen: Mehmet Ak »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #22 : Temmuz 27, 2008, 08:41:47 ÖÖ » |
|
YALNIZLIK MIRILTILARI IV
Yalnızlık mıdır kopkoyu bir sisin içinden seslenen bana, yoksa sen misin? Gelmem, gelemem ne olur çağırma! Hem, gelsem ne çıkar? Yalnızlıklarımızdan sıyrılıp yoldaş olabilir miyiz birbirimize? Sislerin arasında, hiç göremeden birbirimizi el ele dolaşabilir miyiz? Karanlığın da gözleri vardır bilir misin? O gözler korkutur, bizi hapseder kendi yalnızlığımıza. Bekleme gelemem, hem zaten sendeyim, senin bende olduğun kadar, böyle bil! Paslanmış bir tüfeğin arpacığından bakıyorum her yöne. Namluda yalnızlığına hapsedilmiş bir başka ben... Ayaklarımda sırat köprüsü, her yanım boşluk, tek yönlü gidiş, vardığım yer araf... Ateşin ve coşkunun ortasında bekliyorum kendimi... Çağırma ve bekleme! Gelemem... Ben zaten sendeyim senin bende olduğun kadar. Ben ki hiç bende olmadım, sende de olamayacağım kadar.
Temmuz 2008
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 27, 2008, 09:26:22 ÖÖ Gönderen: Mehmet Ak »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #23 : Ağustos 28, 2008, 10:32:09 ÖÖ » |
|
BİZİM MAHALLENİN PAZARI
Ne çok birbirine benziyor bizim mahallenin pazarcıları. Domatesçisi, hıyarcısı, bibercisi ve bir köşede el emeği göz nuru işlemelerini satan orta yaşlı esmer zayıf kadın… Farklı motiflerle incecik işlenmiş sehpa örtülerini, yan yana dizdiği rengârenk sabun bezlerini satarken, hepsi aynı köyden gelen patatesçilerle ne kadar aynı… Az ilerideki inşaat şirketinin yüklenicileriyle olduğu gibi… Her şey ne kadar da aynı, billur gibi dizeleri sıralayanlar, farklı dünyaları olimpiyat bayrağı misali iç içe giydirenler veya renklerinde akıl almaz duyguları resmedenler… Koşullarda, rollerinin ne kadar farkındalar çok düşünenlerle çok inananlar, güçler dengesinin hesabını yaparken… Kaybetmenin ve kazanmanın gizli pazarlığını yaparken ne kadar… Çarenin ve çaresizliğin incecik kesiştiği noktalarda… Var’ın içindeki imgelerde kaybolurken ne kadar aynılar… Aynılığın aynasında, aynı yüzlere bakarken hepimiz ne kadar aynıyız. Hayli kalabalık bir yalnızlığın ortasında, bağırtıların ve gürültülerin ortasında şaşkın ve çaresizce aptal aptal bakınıyorum. Ne kadar uğraşsam da anlayamıyorum bu kopyalanmış yalnızlığın şifresini… Garip bir gizem sarıyor her yanımı. Küstah ve sinsi oluyor bazen, iyi niyetli ve samimi olduğu kadar… Şaşırıyorum. Alıp başımı gidiyorum. İçimde gezinirken fark ediyorum: aynıyız yalnızlar kalabalığındaki herkesle… Çoğaldığımızı anlıyorum. Kuş gibi ötenlerle, eşek gibi anıranların hep aynı dili konuştuğunu fark ediyorum. Yalnızlığımızın aciz krallığını tanıyanlarla mutlu olduğumuzu anlıyorum. Hele bir de, uçuk yalnızlıklarla, sıra dışı sandığımız imgeler yaratıp sömürü tadında satışımızı yapabiliyorsak bu pazarda… Ağ ipinin ince nakışından patates satıcısının esnaflığına ulaşabilirsek… İhtiyaç bazında değme keyfimize mahalle pazarında.
Ağustos ‘08
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
|
Şeyda GÜNEŞ
|
 |
« Yanıtla #24 : Ağustos 28, 2008, 22:23:11 ÖS » |
|
Biz şairler senin öykülediğin o mahalle pazarın sıcaklığını hayata sarkıtıyoruz şiirlerimizle. Ekmeğimizi bakkaldan, peynirimizi köylümüzden alıyoruz. Sahi öyle mi? Bilinç, bilinç, bilinç. Süpemarketler süper mi sahi?
Şeyda GÜNEŞ
|
|
|
|
|
|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #25 : Ağustos 31, 2008, 15:17:15 ÖS » |
|
Sevgili Mehmet'in yukarıda ve en sonda bulunan yazısı onlarca düşünce oldu, beynimi solucanlandırdı. Sunduğu bakış açısıyla mesajlarını doğrulamak zorunda bırakırken okuyan beni, karşıtını doğurmayan düşünce donuk kalır yaklaşımıyla solucanlarıma hayat verdim...
Aynılıklar, benzerlikler dahi özünde aykırılıkları az çok barındırır, savı, örneklemeyle göze akla yakınlaştırılmalı öncelikle.
Para-lanma arzusu, insanların değişmez benzer özelliğiyken tarih boyunca ve 'para' ön etiketinde zenginleşmeyi okuturken, altlarda ayrık temellere dayalı birçok gerçekleri saklı kılar-kılmaz. ... para-lanmak istiyorum: fakir öğrencilere yardımcı olmak için. ... : çocuklarımın geleceği için... ... : Prenses'i elde etmek için... villa için, ev için, araba için, hastalıklı eşimin tedavisi için, lüks yaşam için... çoğaltılabilinir...
Panayırda mal satıp para kazanmak, ucuza mal almak için pazarlık yapanlar, mallarının reklamını yapanlar, az uzaktaki inşaat işçisi görünürde aynı yüzlere ve eylemlere sahipmiş görünselerde altlarında ne aykırılıklar ne zıtlıklar vardır; çözülmeyi, çözümlemeyi bekleyen...
Bu çözümlemeyi bilimsel anlamda yapması gereken psikologlar, sosyologlar ve fen bilimcilerine iş düştüğü kadar, sanatçılara, edebiyatçılara ve özellikle şiir, öykü, roman yazarlarına iş düşmektedir. Sanırım, benzerliği yakalamak kolaylığıyla yetinmeyip, farklılıkları da yakalamak yazarın boynunun borcudur. Bunu yaparken de topluma, bireye ve öznel yaşamında kendine ait kutsallarda mahsur kalmamaya özen gösterilmelidir.*
Sanat ve edebiyat anlamında yapılabilecek bir değerlendirmede ise, kısaca; değeri nakıs olanların pazarlandığı, birçoğunun hit yapıldığı memleketimizde ve küremizde, değeri yüksek olanların (ürün anlamında) gösterilmesi yönündeki niyet ve çabalar birbirinin aynı değildir, bazıları böyle görse bile...
*Ve bir dipnot :Gördüğü insanların kutsallarını irdelerken, o kutsallar arasına hapsolan yazarın doğurganlığının azalacağı kadar, öznel yaşamındaki kutsallarını sanat ve edebiyat yaşamına da fanatikçe girdiren ve hatta sanat ve edebiyat yaşamı dahilinde aynı dozda yine aynı kutsallığı atfeden yazara göz doktoru olsam miyop teşhisi koyardım...
--- Sevgili Mehmet, her nedense yazınız bana bu yazıyı yazdırdı. Bir kusurum olmuşsa şimdiden özür dilerim.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ağustos 31, 2008, 17:58:17 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
Bünyamin Durali
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 197
|
 |
« Yanıtla #26 : Kasım 14, 2008, 15:25:48 ÖS » |
|
Mehmet Ak, öyküleriyle (ki ben onların bazılarının, öyküden çok deneme olduğunu düşünüyorum), toplumsal çarpıklıkları, giderek kalınlaşan sevgisizliği, benmerkezci tutumları vbg. nice olumsuz etki-tepki ilişki(sizlik)lerini topa tutuyor adeta.
Bunları yaparken, Türkçe'yi, Dağlarca'nın dediğince: "ses bayrağı" gibi dalgalandırmayı hiç ihmal etmiyor tabii. Berrak anlatımıyla öne çıkıyor. Tiple(mele)ri: mukavvadan, karikatürize tipler değil. Kâh, kanlı-canlı, gövdesiyle ve gönlüyle var olan insanlar; kâh (tersinden bir biçimde), çürümüşlüğü de aşan bir kokuşmuşluğun anaforunda kimliklerini / kişiliklerini heba etmiş, acınası figürler.
Böylece, karşıtlıklarla kurulmuş öykü atmosferleri kuruyor, sayın Ak. Hayatın diyalektiği de böyle birşey değil mi?
|
ne vakit ?a??rsam umulmad?k zamanlarda yönümsün
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #27 : Kasım 24, 2008, 11:18:03 ÖÖ » |
|
Sevgili Üstad Bünyamin Durali, bizim Bit Pazarını dolaşıp bir de yorumlama inceliğini göstermiş. Çok teşekkür ediyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
Bünyamin Durali
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 197
|
 |
« Yanıtla #28 : Kasım 24, 2008, 14:14:38 ÖS » |
|
Merhaba Mehmet Ak,
Böylesine alçakgönüllü olmayın lütfen. İki kelimeyi birbirine çatamayanların "hiper öykücü" geçindikleri bu şirazesinden sapmış günlerde, değerinizi bilin.
Esenlikle.
|
ne vakit ?a??rsam umulmad?k zamanlarda yönümsün
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #29 : Aralık 18, 2008, 10:24:48 ÖÖ » |
|
ilk gözağrımız sevgili Ötekileriz. Com dan içimiz burularak taşınıyoruz. Ötekileriz' in yolunun açık olması en büyük gurur kaynağımız olacak...
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
|