|
Mehmet Ak
|
 |
« : Haziran 20, 2008, 14:16:58 ÖS » |
|
günlerdir kafamda uçuşan şeyler var. bu sayfaya elimden geldiğince kaydedeceğim. işe yarar bir şey çıkartabilirsem, ara ara düzeltiler yaparak toparlamayı düşünüyorum. ismi yok şu anda "Hayat Öpücüğü" diye iki kelime geziniyor beynimde. sonradan konuyla ilintili olursa ve hiç kullanılmamışsa kullanabilirim. hadi bana kolay gele..
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Haziran 23, 2008, 08:25:38 ÖÖ Gönderen: Mehmet Ak »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #1 : Haziran 20, 2008, 14:30:31 ÖS » |
|
Filiz, gölgeli buğday rengi saçlarını dalgalandırarak yavaş yavaş yürüyordu kaldırımda. Dershaneden çıkmış, vitrinlere bakarak dolaşmıştı biraz. Sonra otobüsünün geçtiği bulvarda durağa doğru yürümeye başladı.. Otobüs durağına çok az kala, gülümseyerek kendine doğru yaklaşan bir genci fark etti. Tanıyamadı. Delikanlı o kadar sıcak ve samimi gülümsüyordu ki, Filiz hatırlayamadığı bir arkadaş ya da arkadaşlarının arkadaşı olabilir diye düşündü. Delikanlı Filizin önünde durarak samimi bir tavırla selamladı: “Merhaba” “Merhaba?” “Çilem dershanesi değil mi?” “Evet!” Farkında olmadan Filiz de gülümsüyordu. Doğası gereği konuşurken sürekli bir tebessüm olurdu yüzünde. “Ya benim kız kardeşim de aynı dershanede, çıkışta burada buluşacaktık, gelmedi. Gördünüz mü diye soracaktım. Tanısınız belki, Bengü adı.” “Hayır tanımıyorum.” “Ben sık geliyorum dershaneye, sahibi de yabancı değil, akrabamızdır. Orada görmüştüm sizi, belki tanırsınız diye sormuştum.” “Ya, adını çıkaramadım ama görsem tanıyorumdur belki.” “İşlerim uygun olduğu zaman telefon ediyorum burada buluşuyoruz da… Eve götürmek için yani… Gerçi uzak değil evimiz, Baraj Yolunda ama Bengü bizim ailenin tek kızı olduğu için ona biraz düşkünüz de…” “A, ne güzel” “Siz de o tarafta oturuyorsanız sizi de bırakırım Bengü’yü aldığım zaman.” “Biz de o civardayız, Mavi Bulvarda evimiz.” “Tamam, Bengü’ye söylerim size de haber verir.” “Tamam…” İki genç ayaküstü kısa sohbetlerinde kaynaşmışlardı. Kıza hayranlığını gizlemeyen delikanlı, sempatik tavırlarıyla kıza yakınlaşmayı başarmıştı. “Arda benim adım.” “Filiz ben, memnun oldum.” Yeni karşılaşmış gibi delikanlı elini uzattı, tokalaştılar. O arada Arda’nın telefonu çaldı. Ekrana baktı: “Hah, Bengü arıyor… Alo, nerdesin Bengü? Sular’da mısın? Bitti mi işin? Tamam geliyorum.” Telefonu kapattıktan sonra Filiz’e dönerek: “Sularda bekliyormuş. Tanıdığımız bir fotoğrafçı var da orada, yaş gününde çektiğimiz fotoğrafları bastırıyormuş. Buyurun beraber gidelim, Bengü’yü de alırız, evinize bırakırım sizi.” Filiz başıyla olumlayarak delikanlıyla durağın arkasındaki sokağa yürüdüler. “Arabayı sokağa park etmiştim de…” Delikanlı oldukça şık giyimliydi. Kıyafetleri ve ayakkabısı markaydı. Bakımlıydı. İnci gibi dişleri, manikürlü gibi tırnakları vardı. Parfümü ise mükemmeldi. Beyaz renkli Alman malı lüks bir minibüse yaklaşırken Arda kumandayla arabanın kapısın açtı. Sağ tarafa doğru yürüdü. “Nereye oturmak istersiniz?” diye sordu ama cevabını beklemeden arkadaki sürgülü kapıyı açtı. Filiz, arka kapıdan binerken Arda’nın yılışık bir tip olmadığını düşünerek kendini güvende hissetti. Arda gayet sakin bir şekilde arabayı kullanmaya başladı. Caddeye çıkınca arabanın konsolundaki müzik setini tuşlayarak, pop müzik çalan bir kanalın sesini iyice kıstı. Sulara kadar hiç konuşmadan gelmişlerdi. Arda sularda bulunan tek otobüs durağını geçerken yavaşlayarak biraz ileride durdu. “Şimdi gelir Bengü.” Dedi Çevresine bakındıktan sonra müzik setine uzanarak yabancı bir müzik kanalı bulana kadar tuşlara dokundu. Hareketli müziği sesini hafifçe yükseltmeye başladı. Bu arada arabanın sürgülü kapısı açıldı. Filiz gülümseyerek başını çevirince şoka girdi. Arabaya giren Bengü değil iki tane adamdı. Aynı anda Arda’nın yanına da bir kişi atladı ve araba hareket etti. Yabacı müziğin sesi camları dövüyordu. Filiz’in yanına oturan adam ani bir hareketle elini Filiz’in omzuna atarak ağzını kapatmıştı. Heyecan, korku ve ağzının kapatılması Filiz’in bayılmasına yetmişti.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Haziran 20, 2008, 14:35:16 ÖS Gönderen: Mehmet Ak »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
|
HBozkurt
|
 |
« Yanıtla #2 : Haziran 20, 2008, 15:22:03 ÖS » |
|
sevgili Üstadım..yazmak uzun ve sıkıntılı bir süreçtir
bu süreci paylaşarak hafifletebilirsiniz..ki bu durumu seçmişsiniz
gizli heyecana ve sürüvenlere şimdiden katıldığımı belirtmek isterim
romanda kişilerin iç dünyasına daha bir zenginlik katacağınız muhakkak..özelikle psikolojik ..ve yaşam ortamları daha bir zenginleştirecek atmosferi
bireyin kendi hallerinin ön planda olduğu romanlar daha çok dikkatimi çekiyor..resimlerin fotografların flulaşması..ve belirsizlikler korunması
şimdiden hayırlı olsun..ikinci bölümü meraklandım şimdiden
kolay gelsin
Hüseyin Bozkurt
|
|
|
|
|
|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #3 : Haziran 20, 2008, 19:21:20 ÖS » |
|
aylardır kafamda uçuşan şeyler var. bu sayfaya elimden geldiğince kaydedeceğim. işe yarar bir şey çıkartabilirsem, ara ara düzeltiler yaparak toparlamayı düşünüyorum. ismi yok şu anda "Hayat Öpücüğü" diye iki kelime geziniyor beynimde. sonradan konuyla ilintili olursa ve hiç kullanılmamışsa kullanabilirim. hadi bana kolay gele..
'Başlamak, bitirmektir,' Mehmetciğim. Okuyucu defterine beni de kaydet. Kolay gele. Sevgilerle.
|
|
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #4 : Haziran 20, 2008, 21:09:56 ÖS » |
|
romanda kişilerin iç dünyasına daha bir zenginlik katacağınız muhakkak..özelikle psikolojik ..ve yaşam ortamları daha bir zenginleştirecek atmosferi
bireyin kendi hallerinin ön planda olduğu romanlar daha çok dikkatimi çekiyor..resimlerin fotografların flulaşması..ve belirsizlikler korunması
hayranlıkla okudum yazdıklarınızı, kişilik çözümlemelerini bu kadar net oluşturabilen entellektüel birikiminize ve teşviğinize sonsuz teşekkür ediyorum hocam... saygı ve sevgilerimle...
başlamak, bitirmektir,' Mehmetciğim. sağol abicim, umarım öyle olur...
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #5 : Haziran 23, 2008, 08:00:59 ÖÖ » |
|
Uyandığında ağaçlık bir yerde çırılçıplak yatıyordu. Kasığında, kalçasında ve sırtında müthiş acı hissediyordu. Sanki her yeri kırılmıştı. Şokun etkisi sürüyordu. Ne olduğunu, neler olduğunu anlayacak, düşünebilecek halde değildi. Kaza mı geçirmişti? Neden çıplaktı? Burası hastane değildi! Ağzında garip bir tat vardı. Elini yüzüne götürdü. Dudaklarının çevresinden ve yüzünden ellerine bulaşan sümüksü bir şeyler vardı. Dilini oynattı, ağzında da vardı. Kasılarak yan döndü ve kusmaya başladı. Kasıldıkça vücudunun her yanından dayanılmaz acılar hissediyordu. Tekrar bayıldı. Başı kusmuğunun üzerine düştü. Birkaç metre ötesinde, ellerinde bira şişeleriyle çırılçıplak oturan üç erkeği görmemişti. Elden ele gezen kalın bir sigarayla bir ağacın gölgesine oturmuş, az önce yaşadıkları maceranın tadını çıkarıyorlardı. Herkes birbirinin gözünün önünde tecavüz etmesine rağmen, yaşadıklarını ve kızın fiziksel güzelliğini en ince detaylarıyla tekrar tekrar birbirlerine anlatıyorlardı. Her biri kendi arzuladığı yerinden saldırmıştı kıza. En yaşlı olan kızın “ustaca” bekâretini bozmuştu. Acemilerin elinde mal bozulur, tekrar kullanımı zorlaşabilirdi ona göre. İkincisi, “senin olsun orası, hayrını gör” diyerek kızı yüzükoyun çevirmişti. Üçüncüsü de kızın kusmasına sebebiyet verecek biçimde gerçekleştirmişti tecavüzü. Esrarın da etkisiyle dikkatleri tekrar kıza odaklanmıştı. Kızın kusursuz sayılabilecek fiziğini inceleyip sapık ruhlarına meze yaparken, birbirlerini kışkırttıklarının da farkındaydılar. “Usta” tecavüzcü ayağa kalkarak tekrar kızın yanına gitti. Yüzündeki kusmuğu ıslattığı kâğıt mendille silerek battaniyenin ortasına doğru çekti. Kız uyanmamıştı.
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #6 : Haziran 23, 2008, 08:24:37 ÖÖ » |
|
“Filiz, yolun karşısına geçerken, kaldırımın kenarlarını süpürmeye yarayan kamyon benzeri aracın altında buldu kendini. Aracın hızla dönen süpürgesi ayaklarından başlayıp saçlarına kadar bütün derisini yırtarak geçti. Bağırıyordu ama sesi çıkmıyordu. Aracın sürücüsü ise yüksek sesle gülerek eğilip filizin yüzüne bakıyordu. Sesi yeri göğü inletiyordu adamın. Aracı çevirip tekrar üzerine sürdü. Sırtında müthiş bir acı vardı. Sırtına bir şey batıyordu, sivri bir şey. Kaburga kemiklerinin çıtırtısını duyuyordu. Süpürgenin metal telleri büyük bir hızla dönerek ayaklarından yüzüne doğru yırtarak geliyordu. Süpürge kasıklarına geldiği zaman, sırtındaki acıyı da bastıran bir acı saplandı beynine. Süpürgenin arkasında başka bir şey vardı, kasıklarına balyoz gibi darbeler indiren. Süpürge dönerek gelip göğüslerinin üzerinde sabitlendi. Göğüslerini dilimlere ayırırcasına dönüyordu. Balyoz ve süpürge aynı yere sabitlenerek çalışıyorlardı şimdi. Ve sırtında bir bıçak, dönerek kaburga kemiklerini kırıyordu.”
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Haziran 23, 2008, 08:40:53 ÖÖ Gönderen: Mehmet Ak »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #7 : Haziran 23, 2008, 16:16:16 ÖS » |
|
Çok vahşice.
Yazayım, ''O, böyle böyle bir roman olsun...'' Bırakınız böylesi bir vahşetin romanını yazmayı.. yazmak için düşünürken, bi yandan da düşüncesi vahşeti an an hayal ettirip yaşatırken yazanına... öbür yandan yaşayanın yanında gibi ama sepsessiz ve çaresiz tahammül edebilmeyi nasıl başardınız bilemem ancak ben devamı gelirse okuyabileceğimi zannetmiyorum.
Hoş, devamı da olamaz, olmamalıdır diye düşünüyorum. Yazanını değilse bile, yaşayanını sözün bittiği yere getirir çünkü böyle bir vahşet. Söz bitmişse yaşayan için, yazan için ne kalır ki geriye..
O üç herif ve onlar gibi daha daha kaç kaç üçleri, penislerinden tuttuğu gibi o dakika orada kıtır kıtır doğrayıp, yem etmekten daha güzel.. daha adil adalet..
tabiatın, daima aç ki sürüngenlikten kurtulamaz emer emer toprağı, solucanlarına...
-nazilerin vahşeti gölgede kalmış-
py
|
|
|
|
|
|
ayse
|
 |
« Yanıtla #8 : Haziran 23, 2008, 19:10:29 ÖS » |
|
vahşet! ne yazık ki gerçeklerin kankardeşi!
ben okumayı sürdüreceğim bir müddet...
|
buradan dörtnala geçti ac?lar?m?z
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #9 : Haziran 24, 2008, 02:24:36 ÖÖ » |
|
vahşet! ne yazık ki gerçeklerin kankardeşi!
ben okumayı sürdüreceğim bir müddet...
ama Ayşem, benimkanım itiraz sonsuz ateşte, nasıl olsun kankardeş sonlu gerçeğin böylesine ihtiras kankardeşiyle? ''Kafanı kuma gömme peri, gel beri O'na!'' diyebilirsin bana. Haklıyken bunda, 'buna hakkın yok, Ayşem!' diyemem sana. ama Ayşem, kafam aklına sığmayan şeyi nasıl sığdırsın, dünyaları sığdırsa da yüreğimin bir kuş kadar havada minikliğine, olmaz olsun gerçek buysa gökyüzü güneş olmaz olsun hiç hava çiçek böcekler renk renk kumda kafalar değil sadece kum olalım mümkünse dağ dağ kumul olalım çölden habersiz bulsun vursun bi dalga bizi bulalım dibi ölü balık olalım yosun olalım olalım da olalım anasını satayım olsun çürümüş inci mercan zor değil hiç birisinden görünce dibi.. py
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Haziran 24, 2008, 04:07:06 ÖÖ Gönderen: zeyno »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #10 : Haziran 24, 2008, 02:59:35 ÖÖ » |
|
ha! bi de şu var.
yaşananı yanıbaşında görmez geçerken, okumaya heveskardır insanoğlu böylesi hikayeleri kör gözlüğüyle.
Ve en çok bu tip hikayeler, romanlar okunulur hit olur, bu böyledir dünyada, örneği çoktur.
hedefi buysa vuracaktır hedefini her yazan tam onikiden
(Sevgili Ak'ın, bir an bile 'hedefi budur' diye düşünmemişken.. düşünemem, düşünmem, düşünmedim de.. Yazdım, dedim sadece, şu an neyse aklıma düşen.)
dua edelim yazılır da yayınlanır da çok okunursa, esrar çekip tecavüze özenenler çıkmasın, çıkan polat alemdar örneği gibi.
|
|
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #11 : Haziran 24, 2008, 03:30:51 ÖÖ » |
|
ha! daha başka bi şey de var, o da şu
fİLİZ, ezilesi üretkenliğin ve pekala ezilen de türlü biçimde, doğurganlığı yok edilemez üretkenliğin/üretkenliği yok edilemez doğurganlığın semboliyse burada, ezen için elbette zevk duya duya ezilesi/ezilmek çok istenesi/hatta şehvet içinde arzulanası olansa bile.. bu duygularla onu ezen, ezmeye teşebbüs eden, bi yanıyla için için bilir ki, hiç bir kuvvetin ezemediği o üretkenlik, kendisine aslında hiç zevk vermeyen, tam aksine varlığıyla uykusunda dahi acı veren hem hep tehlike, hem de varlığı ortalıkta gözüken olmasa bile, varlığının düşüncesiyle hep tehlikelidir.
Bu durumda bu roman elbet yazılmalıdır. Yayınlanmalı, okunmalıdır.
Ama bunu kaç kişi böyle okur ki! Endişem burda ve bundan.
Saygılarım sizi çok Sevgili Mehmet,
Bence, Ak olan soyadınız değil sadece, özünüzün adı da/ adınızın özü de öyle.
Ben burada her ne dersem diyeyim, siz 'Akmalıyım bu hikayeyle' diyorsanız, akacaktır sizinle elbet hikayeniz de.
py
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Haziran 24, 2008, 03:52:11 ÖÖ Gönderen: zeyno »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
ayse
|
 |
« Yanıtla #12 : Haziran 24, 2008, 06:57:30 ÖÖ » |
|
24-Haziran-2008-Bolu
sabah 06.14 kuşlar nasıl da ötüşüyor şimdi memleketimin gövermiş dallarının üstünde. cıvıl da cıvıl cıvıl da cıvıl... hele bir tanesi var ki uykuda olanları uyutmuyor! "kalkın!" diyor "vakit uyku vakti değil... " değil vakti, derin uykuda geçen vakit değil!
o vakit "kalk" dedi içimdeki ses...kalktım ki güneş pırıl pırıl, hava berrak mı berrak, hava can verip can esiyor. hal böyleyken, otların üstünde dururken geceden yağan çiğ! yıldızlı gerçekler hep hep gözümüze sokuluyor.
ey peri! bazı gerçekler dillendirildiğinde, anlamın içinde daha bir anlamsız kalıp, daha bir iç kaos yaşatıyor. -Neden diyebiliyorsunuz!" sadece "neden!" ... İhtiras ateşinden ziyade, sapkın bir ateşin alevinde Filiz'in üstüne binen eloğulları, deli balın oğullarına!.. dünya bir kovansa! kovanda bir acı telaş, dillerden akan çıldırmış bir gerçekle kalakalıyorsunuz.
Filiz kırılmış ama bir de tutunursa sıkıca bir toprağa o Filiz'in masalını dinlemek isterim sn. Ak'tan. o zaman vahşete karşı verilen mücadele örnek olur okuyanlara.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Haziran 24, 2008, 14:23:49 ÖS Gönderen: ayse »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
buradan dörtnala geçti ac?lar?m?z
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #13 : Haziran 24, 2008, 09:56:21 ÖÖ » |
|
Güzel bir çocukluk geçirmişti Filiz. Tek çocuktu. İlkokulu bitirmesine yakın serpilmeye başlayınca, babası gençlerin kapı önünde dolaşmasından rahatsız olmuştu. İşyerinden bir arkadaşının önerisiyle, onun girdiği kooperatife üye olarak mavi bulvardaki inşaatlardan bir daireye aday olmuştu. Taksitleri düzenli ödemeyen ortaklara biten evleri teslim etmeye yönetim, düzenli aidat ödeyenlere öncelik tanıyordu. Babası aidatları yükselterek ilk biten evlerden birinde oturmaya hak kazandı. Filiz öğrenimine bulvara adını veren su kanalının kenarına yan yana yapılan okullarda okuyarak devam etti. Zekiydi, başarılıydı. Karnesinin yanında bir de “takdirname” belgesi eksik olmazdı. Diş hekimi olmak istiyordu. Kazandı da, gitmeyi düşlediği Ankara’da değil, Van’daydı okul. Aile tek çocuğunu il dışına göndermekte isteksizdiler. Filiz tercih hakkını kullanmadan bir yıl sonra tekrar sınava girmeye karar verdi. İnce, uzun boylu, oldukça güzel bir kız olmuştu Filiz. Başak sarısı saçlarında dalgalı koyuluklar vardı. Beyaz tenli ve dolgun hatlara sahipti. Gözleri bal rengiydi. Gülümsemesindeki etkiyi artıran gamzesi vardı bir yanağında. O kadar narin duruyordu ki, dokunulsa sanki kırılacak, solacak duygusu uyandırıyordu insanlarda. Hayata umutla bakan, güzel düşleri olan bir kızdı Filiz.
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #14 : Haziran 25, 2008, 08:36:19 ÖÖ » |
|
sevgili dostlar, amacım bir tecavüz kataloğu hazırlamak değil... tek kelimelik bir sözün arkasında yaşananları ve roman kahramanının, duygusal girdaplarını okuyucuya (okuyan olursa) en derinden hissettirebilmek... (dur daha sizi ağlatmazsam adam diilim) bana her türlü görüş ve önerilerinizi, eleştirilerinizi rahatça iletebileceğinizi, tepkilerinizi gösterebileceğinizi biliyorum. bu konuda rahatım. bunların, kitabın omurgası oluşunca, yapılacak değişiklik ve düzeltilerde dikkate alınacağından şüpheniz olmasın. ilginize çok teşekkür ediyorum... sevgilerimle...
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Haziran 25, 2008, 11:10:56 ÖÖ Gönderen: Mehmet Ak »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
|