Google Reklamları
Süt
Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi Forumu
Şubat 10, 2012, 06:43:36 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
  ANASAYFA ANAFORUM Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Süt  (Okunma Sayısı 890 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
nuvanza
Tamer Polat
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 20


« : Haziran 22, 2008, 17:26:57 ÖS »

   Gün ağarmaya başladığında tezek kokusu ve öküz böğürmeleriyle uyandı. Sabahın bu saatinde köy taze gelin kadar güzel kokardı. Güneş perde aralıklarından sızardı kerpiç evlere. Ali hemen uyandırdı beşikteki oğlu Baran’ı. Hemen yola çıkmaları gerekiyordu. Bir başkasına kaçan karısını öldürmesini emretmişti törenin en sadık uygulayıcıları. Ali ise bunu yapmak yerine Ankara’daki amcasının yanına kaçmaya karar vermişti. Fazla eşya almadan yola çıktı Ali ve Baran.
   
   Onları uğurlayan kimseleri yoktu. Kimsenin haberi dahi yoktu bu gidişlerinden. Yollar ona hep geçmişini hatırlatıyordu köyden ayrılırken. Askere gitmeden arkadaşlarıyla sarhoş oldukları tepe,karısı Dicle’nin günlerce eve kapanmasına neden olan ilk öpüşmelerini yaptıkları yer..

   Bavulu otobüse yerleştirip bir sigara yaktı Ali. Baran ise babasını elini sıkıca tutmuş taze simidini yiyerek çevresine bakıyordu. Ali otobüsün kalkış saatini gelmesini sabırsızlıkla bekliyordu. Bir gören falan olur korkusuyla çevresine ürken gözlerle bakıyordu. En sonunda pos bıyıklı muavinin uyarısıyla henüz bitmeyen sigarasını yere atıp çamurlu ayakkabılarıyla ezdikten sonra kokluğuna bindi. Bir yandan cam kenarına oturtturduğu Baran’ın başını öperek, camın diğer tarafında kendisini uğurlayan akrabalarını, dostlarını düşlüyordu. Hatta o kadar kaptırmıştı ki kendini bu çocuksu oyuna kim olduğunu bilmediği insanlara bile el sallıyordu bir daha dönmeyeceği bu şehirden ayrılırken. Otobüs hareket etti Ali’nin düşlerini yarıda keserek.

   Otobüs acı bir frenle durmuştu. Ali hemencecik Oğlu Baran’ı kucağına alıp koltuğunda korkuyla beklemeye koyulmuştu. Kurtuluş yoktu artık. Töreden kaçışın buraya kadar olduğunu düşündü. Otobüse giren köylüleri önce oğlu Baran’ı aldı Ali’nin kucağından, sonrada ateşe verdiler koca otobüsü. Çığlıklar atmaktan başka çaresi kalmamıştı Ali’nin.

   Ter içindeydi Ali uyandığında. Tepesinde dikilen muavin elindeki suyu uzatmıştı. Tüm otobüs Ali’ye bakıyordu.

   -Neden bağırdın baba. Çok korktum, dedi küçük Baran. İçtiği suyun kalıntılarını da bıyıklarından atan Ali cevap veremedi. Oğlunun başını göğsüne dayadı ve camdan dışarıyı izlemeye koyuldu.

   Sivas’ta boyaları eskimiş bir dinlenme yeriydi burası. Ali Baran’ı uyandırmaya kıyamadı, sessizce indi otobüsten. Tesisin market bölümüne girip bir şeyler aldı oğlu için. Ancak cebindeki parası sadece bir karton süt almaya yetmişti. Ziyanı yok diye düşündü içinden. Ankara’da şehzadeler gibi yaşatırım oğlumu dedi gülümseyerek. Demli bir çay içtikten sonra otobüse doğru yol aldı. Baran uyanmış camdan babasının elindeki süt kartonuna bakıyordu. Belli ki çok acıkmıştı, Ali de oğluna gülümseyerek yaklaşıyordu arabaya. Ancak bir ses ile bölündü gülüşü.

   -Ali dur, dedi bir ses. Ali durdu ve sesin geldiği yöne baktı. Sonra da camdan hala kendisini izlemekte olan oğluna. Çok geçmeden Ali’ye doğrultulan silah patladı. Ali sol kaşının üstünden vurulmuştu. Baran babasını o şekilde görmenin şokuyla hala gülümsüyordu. İçemediği süt kartonu ise babasının avuçlarının içinde..

                                                                       esmer yürekli çocuklara..
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
EminEser
ÖKS Girişimcisi
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 52



« Yanıtla #1 : Haziran 22, 2008, 20:34:03 ÖS »

  Sevgili nuvanza, öncelikle hoşgeldiniz. Öykünüzü beğenerek okuduğumu söyleyeyim. Ancak ufak tefek bir kaç düzeltmenin olacağını da belirteyim. Öykü de bana göre dikkat etmemiz gereken noktalardan biri, fazlalıkları eksiltmedir. Konu ne denli çarpıcı olursa olsun, fazlalıklar mevcutsa kendimizi okutmak sorun olabilir.
   Kalemin tükenmesin, yazmaya devam diyorum sevgili nuvanza...
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
nuvanza
Tamer Polat
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 20


« Yanıtla #2 : Haziran 23, 2008, 00:40:26 ÖÖ »

teşekkür ediyorum sevgili emineser.aslında bu öykü benim çok önceden yazmış olduğum ve bir köşede sakladığım yazımdır.aksaklıkları söylediğiniz için çok teşekkür ederim.dostlukla..
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
sedef Kandemir
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 441



« Yanıtla #3 : Haziran 23, 2008, 14:47:48 ÖS »

Bir toplumun bireylerinin tümüne yaşamı zehirden daha acı eden ah şu töreler. Bu geleneği hala taşımaya neden korkuların yitmesi dileği ile...


Başarılar size de, buruktu sonuç ama hoştu öykü


Devam yazmaya...
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi".
-Sabahattin Ali-
nuvanza
Tamer Polat
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 20


« Yanıtla #4 : Haziran 23, 2008, 22:38:17 ÖS »

teşekkür ediyorum sedef kandemir.yazılarıma yorumlar yapıp beğenmeniz beni mutlu ediyor.bu öykü aslıda pek özgün olmadı sadece o an hissettiklerimi canımı yakanları anlatmak istedim.bunun için ali'yi kurban etsem de:)

Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bünyamin Durali
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 197


« Yanıtla #5 : Kasım 12, 2008, 13:40:18 ÖS »

"SÜT" ÖYKÜSÜNÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Tek öyküsünden kalkarak, bir öykücü için olumlu / olumsuz yargıda bulunmak, edebi de değildir, etik de. (Edebiyatın / sanatın, tüm türleri / dalları için geçerlidir bu). Onun için, yargıyı, öykücünün topyekun öykücülüğüyle değil, o tek öyküsüyle sınırlandırmalı. Burada onu deneyeceğim.

Nuvanza, "Süt" adlı öyküsüyle, toplumun geleneksel, nerdeyse tarihsel bir yarasını neşterlemiş. Töre kıskacında yaşayan bir halkın kötücül yazgısını, bir aile faciası ekseninde işlemiş. Törelerin kökenlerinin sosyo-ekonomik kodları olduğunu bilmek için, bir üniversitenin toplumbilim bölümünden doktoralı olmak gerekmez. Ülke sorunlarına az buçuk duyarsız kalamayan herkes bilir ki, bu çağdışı normatif değer(sizlik)leri besleyen ve semirten etkenler, "ağa / şeyh /aşiret" şeytan üçgeninin şekillendirdiği feodalitenin bağrındadır. Saniyede dünyanın öbür ucuna uluşabildiğimiz şu bilişim çağında, ne yazık ki, bir yandan da böylesi ilkellikler egemendir hâlâ. Ali'ler, Dicle'ler (kadın olmalarından ötürü, çok daha katmerli bir sömürünün girdabındadırlar), Baran'lar (çocuksu mâsumiyetlerini nasıl da vahşice zehirlerler onların), o sistemik ve sistematik zulmetin kurbanlarıdır işte. İnsan olmanın erdeminden uzak, kirletilmiş bir coğrafyanın tutsaklarıdırlar adeta. Ne zaman kalkacaklardır ayağa, kendilerine edilenlerin hesabını-kitabını ne zaman soracaklardır, bilin(e)mez ki! Teoriler söyler durur da, pratikler hâl bilmez.

Bil(in/e)mediği içindir ki, Nuvanza da, göstermemiş çözümünü bu çok bilinmeyenli sosyolojik denklemin. Duyumsatmakla yetinmiş, düşündürtmekle. Doğrusu da bu değil mi? Okuruna saygısı olan yazar, öğretmenliğe heveslenmez, değinir geçer, gerisini kurcalamayı ona bırakır.
***
Beğenilesi, sevilesi bir öykü. Gelgelelim, kimi belirgin dil / söyleyiş yanlışları da yok değil.

Bir yerde "...karısı Dicle'nin günlerce eve kapanmasına neden olan ilk öpüşmelerini yaptıkları yer..." diyor ki, iyi bir öyküde önemli bir zaaftır bu. Öpüşme, (sandalye veya yemek gibi ) yapılan "maddi" birşey değildir, "yapıl(a)maz", "öpüşülür", o kadardır. Öpüşmek, somut bir nesne olmayıp, işteş (denebilirse: öznel-işteş) bir eylemselliktir ayrıca; bu yüzden de "yapılamaz". Bir aksama daha var cümlede: "günlerce eve kapanılmaz", "günlerce ev" diye bir tamlama olmaz ki, "eve günlerce kapanılır". Dolayısıyle, o cümlenin şöyle kurgulanması, daha derli-toplu bir anlatıma kavuşturur(du) bizi: "...karısı Dicle'nin eve günlerce kapanmasına neden olan ilk öpüştükleri yer..."

Bir başka yerde "kokluğuna bindi" diyor Nuvanza. Tuşlara yanlış basılmış, "koltuğuna bindi" demek istediği besbelli. Ne var ki, binek hayvanlarına veya taşıtlara "binilir"; koltuğa binilmez, "oturulur".

Sonra, "hatta" değil, ("hangi hatta?" diye sorarlar insana. Mesela, Aksaray-Yenibosna hattında mı?). Kimileri çok küçümsese de, inceltme iminden vazgeçmemeli, işlevi çok önemli onun), doğrusu "hattâ"dır.

Bir de şu: Cümlenin akışından çıkmıyor mu, deseler de, keyfe keder işte, "hala"yla "hâlâ", birbiriyle tümden bağıntısız sözcükler. Nuvanza'nın bu güzelim öyküsündeki her iki "hala"nın da "hâlâ" olması gerekiyor.
« Son Düzenleme: Kasım 12, 2008, 14:51:48 ÖS Gönderen: Bünyamin Durali » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

ne vakit ?a??rsam umulmad?k zamanlarda yönümsün
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2009, Simple Machines XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!