yeraltici
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 25
|
 |
« : Temmuz 07, 2008, 02:08:02 ÖÖ » |
|
Hedef…Roman..Türksan Gündoğdu… Not: Bu romanda adı geçenler ve aksiyon, tamamen bir kurgudur. Gerçek hayatla bir ilgisi yoktur. Vakit buldukça devamını ekleyeceğim. Gözlerinin nurundan dolayı herkese sevgi ve saygılarımı sunarım.
Yamaçtan aşağıya zikzaklar çizerek kumsala inen patikaya baktı. Kurumuş otların üzerine oturdu. Şimdi bulunduğu tepenin üzerinden, körfezin manzarasını seyre daldı. Mavi gökyüzünün altındaki derya ve karşısındaki Kapıdağ, harikuladeydi. Yeleğinin yan cebindeki paketten bir sigara çekti. Poyrazdan yüzüne vuran rüzgar’a doğru, sigarasını tüttürürdü. Aşağıda kumsalda bulunan, iki küçük balıkçı teknesine bakarak: “İnşallah bu gece balığa çıkmazlar!” diye mırıldandı. Oturduğu yerden kalktı ve yanındaki çuvalı sırtına vurdu. Patikadan aşağıya doğru yürüdü. Acelesi yoktu. Tozlu patikada kaymamak için dikkatlice, kısa adımlarla inerken bir yandan da etrafı kezliyordu. Görmesiyle: “Nalet hayvan!” diye mırıldanması bir oldu. Gerisin geriye birkaç adım attı. Postunun her gözeneğinden bir an da soğuk terler boşandı. Önünden aşağıya doğru oryantal figürler çizerek inen iki metrelik yeşil yılan, kuru sarı otların arasında uzaklaşarak, gözden kayboldu. Bir seksen boyundaki Sait dikilmekte olduğu tozlu patikada, on santim daha boy atmıştı adeta. Yılan gözden kaybolmuştu ama Sait, emin olmak için yarım dakika kadar daha bekledi, sonra da her an yeni bir sürprizle karşılaşma endişesiyle, önüne bakarak yoluna devam etti. Aşağıya indiğinde dalgaların sesi kulaklarında patlıyordu ardı sıra. Rüzgar poyrazdan yüzünü serinletiyor, Kapıdağ dan ve körfezden sürüklediği iyotlu oksijeni ciğerlerine bedavadan servis ediyordu. Sırtına vurduğu çuvalı kumsala bıraktı. Arkasına dönüp baktığında, tepelerle çevrili bu küçük kumsalın dünya ile bağlantısının sadece az önce inmiş olduğu patika ile deniz olduğunu gördü. İlk önce balık avlamakta kullanacağı uzayabilen kamışı, yedek oltaları, bıçak, ekmek torbasıyla su sızdırmaz pilli el fenerini çuvaldan çıkardı. En son sapları kısaltılmış kazma ve küreğin de olduğu çuvalın içerisinden bez çıkıyı aldı. Çıkının bağlarını açtı ve dokuz milimetrelik otomatik tabancayı arka beline soktu.
Devam edecek…Türksan Gündoğdu…..
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 07, 2008, 02:22:25 ÖÖ Gönderen: yeraltici »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #1 : Temmuz 07, 2008, 12:13:38 ÖS » |
|
sevgili Türksan iki kişi olduk bu yolda. kolay gelsin, başarılar dilerim.
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #2 : Temmuz 07, 2008, 13:42:00 ÖS » |
|
Bana, yerüstücülerden daha yakın, daha samimi gelmiştir hep nedense, yeraltıcılar. Bi de yapıcı ; kazma, küreksiz.. topsuz, füzesiz.. Sıcakta serin, soğukta sıcak diye mi nedir altı bu yerin, yüz yer üstünden! bi de madenler hep orada ya... madene inen madenci gibi ister istemez inciliyor diyedir belki, inebilenler.
py
hoşgeldiniz.
|
|
|
|
|
|
yaprakunvar
|
 |
« Yanıtla #3 : Temmuz 07, 2008, 13:53:59 ÖS » |
|
bu ses tanıdık geldi... merhaba Yeraltıcı....
|
gölgem kan kaybediyor temmuz ü?üyorum...
|
|
|
|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #4 : Temmuz 07, 2008, 15:18:39 ÖS » |
|
sevgili Türksan iki kişi olduk bu yolda. kolay gelsin, başarılar dilerim.
Sevgili Mehmet, ne de çabuk unutulduk. İkinin yanına benide ekleseniz... Dansözleri, Istakozları çıkarttırma bana. 
|
|
|
|
|
|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #5 : Temmuz 07, 2008, 15:22:06 ÖS » |
|
Sevgili Türksan Gündoğdu, hoşgeldiniz. Hedef adlı romanınızın yayınladığınız bölümü ilgi çekici. Okuyucunuz olarak takibinizdeyim efendim.
|
|
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #6 : Temmuz 07, 2008, 15:58:29 ÖS » |
|
bahattinciğim, seni unutmak mümkün mü? senin kitapların -eğer ulusal yayınevlerinde basılsaydı- özellikle bu günlerde satış rekoru kırardı... benim ve türksanın yaptığı denemeyi kastetmiştim ben. umarım "halisinasyon kabusları"nın sonu da bu forma taşınmak olur... cümbür cemaat deneriz bir şeyler... sevgiler...
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #7 : Temmuz 07, 2008, 17:02:01 ÖS » |
|
Mehmet, teşekkür ederim. Halüsinasyonel Kaosum, böyle gidecek. Roman formatına uyarlamak zor gibi. Sevgilerle.
|
|
|
|
|
yeraltici
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 25
|
 |
« Yanıtla #8 : Temmuz 08, 2008, 02:15:27 ÖÖ » |
|
Sayın Mehmet Ak, Sayın Zeyno, Sayın Yaprak Ünvar, Sayın Bahattin Yıldız, hepinize en içten sevgi ve saygılarımla. Haddim olmayarak ben de bir şeyler karalamaya çalışıyorum, umarım kimsenin canını sıkmam. Burası gördüğüm kadarıyla fırtınaların etki edemediği sakin bir körfez ve ben de geçerken şöyle bir demir atayım dedim. Site yetkililerine ve sizlere, en içten sevgilerimle...Yeraltıcı...
-2- Ayakkabılarını, çoraplarını çıkardı. Ayağa kalktı gerindi. Derin bir nefes çekti gözleri kapalı. Yosun kokulu iyotlu oksijenle ciğerlerini şişirdi. Buğulu körfez şimdi düşsel bir tablo, adeta Asuman Atakuman’ın resimleri gibi büyüleyici, masallardan kaçıp gelmişçesine gözlerinin önündeydi. Sahilde kumların üzerine çekilmiş beyaz boyalı iki küçük balıkçı teknesi de olmasa, bugüne kadar kimsenin ayak basmadığı bakir bir kumsalda olduğunu sanabilirdi Sait. Ayaklarının altını yakan sıcak kumların üzerine basarak kırk elli adım kadar ötede bulunan, teknelere doğru yürüdü. Su kesimi kırmızı boyalı olan ilk teknenin yanına vardığında, merakla, üzerinde örtülü olan brandayı kaldırdı. Teknenin içerisine toplanarak bırakılmış ağdan, kokmuş kuru balık ve yengeç kokusu, genizlerine sardı: “Amatörler, ağları temizlemeden bırakmışlar!” diye mırıldandı suratını ekşiterek ve sol elinin parmaklarıyla uzun sarı saçlarını, geriye doğru taradı. Brandayı tekrar aynı şekilde örttü. İkindiye dönen güneşin yakıcı bunaltısından kendini korumak için teknenin gölgesine oturdu, sırtını bordoya dayadı.Tabancayı belinden aldı ve sol eliyle şarjörü çıkardı. Baş parmağıyla basarak mermileri kontrol etti. Silahla oynamayı çok seviyordu ve birileri nasıl tespih çekerek stres atıyorsa o da, elindeki bu çelik mekanizmayla oynayarak rahatlıyordu. Sol elinde şarjör, sağ elinde dokuz milimetrelik Walter, kıyıya vuran dalgaların sesini dinlerken mavi gözleri, körfezin mavi enginliğine dalıp gitti. Esinti şiddetini biraz daha arttırmıştı. Dalgalar daha büyük kapaklanmaya başladı ve öfkeli deniz, tuzlu sularını köpükler içerisinde ayaklarının altına kadar serdi. Şarjörü tekrar yerine taktı ve Walteri arka beline soktu. Lacivert kotun paçalarını katlayarak diz altlarına kadar sıvadı. Yolun verdiği yorgunluğu üzerinden biraz olsun atabilme gayretiyle, gözlerini kapadı.
Devam edecek…Türksan Gündoğdu…
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 08, 2008, 02:35:44 ÖÖ Gönderen: yeraltici »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
yeraltici
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 25
|
 |
« Yanıtla #9 : Temmuz 09, 2008, 02:05:33 ÖÖ » |
|
-3-
On dakika ya oturdu yada oturmadı, kalktı. Dalgaların öldüğü köpüklü sahilde dizlerine kadar ıslanarak, malzemelerinin yanına doğru yürüdü. Islak kumsalı iki eliyle eşeledi ve içerisinden bir avuç, kum midyesi topladı. Elindeki bıçakla midyeleri tek tek, açtı. Kabuklardan çıkan yumuşak beyaz etleri, beraberinde getirdiği ve içerisine yarı yarıya deniz suyu doldurduğu, plastik yem kabına koydu. Genelde yem olarak solucan ve ciğer takardı oltanın ucuna ama bugün, alelacele gelmişti. Kabuklularla işi biter bitmez, misinanın ucundaki oltalara yemleri itinayla taktı ve ayağa kalktı. İki elindeki kamışı soldan sağa usta bir hamleyle savurdu. Kurşunun ağırlığıyla misinaya bağlı olan oltalar ıslık çalarak otuz metre kadar ileriye, dalgaların arasına düştü. Dalgaların içerisinde bir kaybolup bir görünen plastik turuncu şamandıradaydı, şimdi Sait’in gözleri. “Belki bir akşam ziyafeti çıkar, belki de hava!” Diye mırıldandı ve sol elini yeleğinin yan cebine attı, tek sigara çekti. Hava kararmak üzereydi. Körfezin öbür yakasındaki yerleşmelerden ışıyan ev ve sokak lambaları, titrek birer yıldız gibi ortaya çıkmışlardı. Yakaladığı balıklara baktı ve: “Yarım kilo bana yeter!” diye mırıldandı. Makaranın kolunu hızla çevirdi. Düzenek, zırıltı ve vınlamayla misinayı bir çırpıda otomatikman makaraya sardı. Kamışı kısalttı, balıkların bulunduğu poşet ile olta takımını da alarak çuvalın yanına yürüdü. Sopaya geçirdiği balıkları korda pişirip karnını doyurduktan sonra, bir bira daha açtı. Hava şiddetinden bir şey kaybetmemiş, çalkantılı deniz, açıklardan aldığı nefesini kıyıya boşaltıyordu. Kaldırdı ve alüminyum kutudan birkaç yudum daha bira çekti. Kayıkların olduğu tarafa baktı: “Bu saatten sonra balıkçılar gelmez, hava da var zaten.” Diye düşündü dudaklarında memnun bir gülümsemeyle. Doymuştu. Balıklar yetmişti. Ama yine de, gelirken benzin istasyonundaki lokantadan getirmiş olduğu kuşbaşılı pidelerdeydi aklı. Elini ekmek torbasına soktu. Paketi çıkardı ve açtı. İçerisinden bir parça pide aldı, ısırdı. Yemek sonrası keyif sigarasını henüz yakmıştı ki, yeleğinin iç cebinde bulunan telefonun titreşimini hissetti. Aydınlık monitöre baktığında arayanın Zülfiye olduğunu gördü. “Bu azgın da başıma iş açacak benim!” Diye mırıldandı ve: “Alooo! Canım nasılsııın?” diye sesini kibarlaştırarak konuştu, açar açmaz.
Devam edecek…Türksan Gündoğdu…
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 15, 2008, 15:11:31 ÖS Gönderen: yeraltici »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
yeraltici
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 25
|
 |
« Yanıtla #10 : Temmuz 10, 2008, 02:38:45 ÖÖ » |
|
-4-
“Ben iyiyim de, sen nerelerdesin bir haftadır? Telefonun da kapalı!” “Şehir dışındaydım! Dün akşam geldim canım. İş başvurusu için İstanbul’daydım, birkaç gündür!” “Bu gece buluşalım, her zamanki yerde. Benimkinin bu gece nöbeti var.” Sait, bir an duraksadı ve: “Canım. Yarın gece buluşsak.” diye cevap verdi ezik. “Alt tarafı iki saat, hiç mi vaktin yok?” Sait, ne diyeceğine karar vermek için birkaç saniye bekledi: “Canım, motosikletim arıza yaptı, maalesef aşkım. Af et! Mahsur kaldım şehir dışındayım!” diye cevap verdi ve: “kuyruksuz oldu biraz.” diye aklından geçirdi. “Neredesin? Ben geleyim yanına!” “Canım, yarın gece söz! Bu gece gerçekten mümkün değil! Biliyorsun, hiç seni kırar mıyım?” “Unut gitsin! Yarın gece de benim nöbetim var!” Diye öfkeyle konuştu Zülfiye ve telefonu kapadı. Sait, telefonu kulağından aldı ve monitörüne birkaç saniye baktı: “Bana kocasıymışım gibi davranmaya başladı, azgın fahişe!” diye mırıldandı. Gözlerinin önüne geçen yıl yaralandığı motosiklet kazası geldi. Geldiği hastanede kendisine ilk müdahaleyi o gece, nöbetçi olan Doktor Zülfiye yapmıştı. Vücudunda kırık olup olmadığını elleriyle kontrol ederken nefesinden ve heyecanından, Zülfiye’nin, kendisinden etkilendiğini sezmişti. Vahim bir yarası yoktu. Yağ dökülmüş olan viraja düşüp sürüklendiğinde, sol kolunda ve sol bacağında sıyrıklar oluşmuştu. Zülfiye, tepeden aşağı ağırdan alarak Sait’i elleriyle muayene etmişti. İşi biraz daha savsaklayarak, sabaha kadar hastanede kalmasının gerekli olduğunu söylemişti. Sait, kendince zampara zumpara bir adamdı ama Zülfiye, kendisinden süratli çıktı ve üç gün sonra nereden bulduysa, cep telefonundan sürpriz bir şekilde kendisine ulaştı. Sağlığını soruyordu ve bir doktor olarak zaten, önemli bir yarası olmadığını bilmeliydi. Yapmadığı bir şeyi yapmaya karar verdi ve kendinden on yaş fazlası gözüken, kırk beş yaşlarındaki dolgun ve olgun Doktoru evine, yemeğe davet etti. Kem küm bile etmemişti Zülfiye ve: “Yemekte likörde isterim!” diye cevap vermişti hiç tereddütsüz. Devam edecek…Türksan Gündoğdu…
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 10, 2008, 03:07:58 ÖÖ Gönderen: yeraltici »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
yeraltici
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 25
|
 |
« Yanıtla #11 : Temmuz 11, 2008, 02:08:04 ÖÖ » |
|
5-
Zülfiye’yi bir anda kafasından çıkardı ve yerine, dün gece bu saatleri koydu. Beyoğlun’daydı. İki yıl kadar önce İngiliz cezaevlerinde kendisini çürümekten kurtaran adam ile birlikte, ara sokaklardaki barlardan birinde buluşmuşlardı. Sonra, Manchester’da otobüs terminalinin karşısındaki pubda bir bardak bira yüzünden, tesadüfen enselenmesi geldi aklına: “Yanımdaki adamın, azılı bir İRA militanı olduğunu nereden bilebilecektim ki!” diye fısıldadı dişlerini öfkeyle sıkarak. Hep yolunda gitmişti her şey. Küçük partiler halinde Türkiye’den getirdiği esrar plakalarını ki, çoğu zaman malın toplamı iki kiloyu geçmezdi, bağlantılı olduğu kimselere teslimat yapıyordu. O gece dışarısı oldukça soğuktu ve şehirlerarası otobüs terminalinin her iki tarafı da açık olduğundan, cereyan yapan hava içini titretmişti. İki saat daha beklemesi gerekiyordu. Karşıdaki Pubda hem ısınabileceğini, hem de bir bardak bira içebileceğini geçirmişti aklından. Yürüdü ve içeriye girdi. Pub, kapı önündeki masalarına kadar doluydu. Amerikan barın önündeki uzun ayaklı taburelerden biri boştu, sadece. Tabureye oturur oturmaz: “Bir bira!” demişti mırıltıyla gülümseyerek yarım yamalak, İngilizcesinden yabancı olduğu anlaşılmasın diye. Amerikan barın arkasında hizmetlenen elli yaşlarındaki tombul dekolte, bir çırpıda doldurduğu bardağı önüne gülümseyerek servis etmiş ve: “ Ben bu barmenliğin kitabını yazmışım, bana gülümseyip durma sarışın aygır, sana hemen duracağımı da sanma sakın!” der gibi bir bakış da atmayı ihmal etmemiş, Sait’in koyduğu cilalı barın üzerindeki parayı alıp, umursuzca diğer müşterilerine dönmüştü. İçeride hareketli bir parça çalıyordu ve bazı müşteriler kendilerini dağıtmış, orta yerde dans ediyorlardı neşeyle: “Dünyadan bana ne! Bana yeni aşklar ve günü yaşamaktan bahset!” görüntüsü içerisinde. Sağ tarafında travesti bozması bir kadın oturuyordu, sol tarafında ise kendi yaşlarında kızıl kısa saçlı, beyaz bir adam. Tek parça siyah elbisesinin dikiş yerlerini zorlayan dolgun vücutlu geçkin bir dişi, dans eden gruptan ayrıldı ve kalçalarını sallayarak elleri Sait’e uzanmış, yanına geldi. Sait, kendisine uzanan elleri nezaketen de olsa karşılaması gerektiğini biliyordu ve ellerini uzatarak, kadınınkiyle kenetledi. Kadının gözleri cam gibiydi ve sarhoş olduğu her halinden belliydi. Kadın sırnaşık, sarhoş, belki bu gece kendini doyuracak bir erkek, belki de bu kalabalık soğuk ve samimiyetsiz şehirde içini dökebileceği, bir arkadaş arıyordu. Acımıştı Sait o gece o siyah elbiseli sarhoş kadına. Şimdi bile o sarhoş gözlerdeki yalnızlık, belleğinde dün gibiydi.
Devam edecek…Türksan Gündoğdu…
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 11, 2008, 02:26:26 ÖÖ Gönderen: yeraltici »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
asumanatakuman
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 25
|
 |
« Yanıtla #12 : Temmuz 12, 2008, 12:58:29 ÖS » |
|
türksan, merhaba hoşgeldin ötekileriz'e
|
|
|
|
|
yeraltici
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 25
|
 |
« Yanıtla #13 : Temmuz 15, 2008, 00:40:18 ÖÖ » |
|
türksan, merhaba hoşgeldin ötekileriz'e
Hoş buldum hocam. Bir kaç gündür yoktum. Bu gece gördüm mesajınızı. Sevgi ve saygılarımla...
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 15, 2008, 00:41:30 ÖÖ Gönderen: yeraltici »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
yeraltici
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 25
|
 |
« Yanıtla #14 : Temmuz 15, 2008, 02:16:35 ÖÖ » |
|
-6-
Kendisini dansa sürükleyen yılışık kadında değildi salt mutsuzluk, diğerleri de farklı değillerdi ve o gece: “Dünyanın en mutsuz insanları, en zengin ülkelerde yaşıyor olmalı!” diye geçirmişti aklından Sait. Mutluluk oyunu oynuyorlardı ve kendi özgürlük değerlerine: “Ye, iç, eğlen, seviş, çünkü ömür kısa olduğu gibi, tekrarı da yok!” felsefesi hakimdi. Geleneksel tabularını çoktan bir tabutun içerisine koyup, en yakın kilisenin bahçesindeki mezarlığa defnetmiş oldukları her hallerinden belliydi. Papaz da dümeni bozulmasın diye olacak ki, aidatlarını ödedikleri sürece, boyunlarında aksesuar olarak haç taşımalarına müsaade ediyordu. Dışarıdaki soğuğa tezat müziğin hızlı ritmi, dans edenleri ter içerisinde bırakmıştı ve Sait de aksi gibi çok yorgundu o gece. Siyahlı kadının beline sarılıp dudaklarına bir öpücük kondurduktan sonra, geçip yerine oturmuştu. Çok uzaklarda kalmıştı şimdi kendisine o insanlar ve bir rüya gibi pusluydu yaşadıkları, adeta. Sigarasından bir nefes çekti ve izmariti denize doğru fiskeledi.
Denize otuz adım mesafede bire iki metre, kasıklarına kadar gelen derinlikteki çukuru bitirdiğinde vakit, gece yarısını geçmişti. Biliyordu, daha fazla derine inemezdi ve sonrası, deniz seviyesinin altı demekti: “Yeterli!” diye aklından geçirdi. Çukurun içerisine çömelip bir sigara yaktı, üst üste ciğerlerini dumanladı. Çömelmekte olduğu çukurun içerisinden kıyıya vuran dalgaların sesini daha az duyuyordu şimdi. Ağırlaştığını hissediyordu. Dünden beri dinlenememişti ve bütün gece de uykusuz kalacaktı: “Uykusuz ve yorgun biri, mantıklı düşünemez ve duygusallaşır!” demişti yıllar önce iki kişilik hücrede birlikte kaldığı, İrlandalı Militan. Son bir nefes çekti, izmariti ayağının yanına atıp refleksle, üzerine bastı: “Bir insan için her şey, biraz daha derin bu kadar bir çukur içerisinde son buluyor!” diye mırıldandı ayağa kalkarken. Çukurdan çıktı. Dalgaların sesi ve rüzgar, kulaklarındaydı yine. Körfezin öbür yakasından titreyerek gelen ışımaları seyre daldı. Çocukluğu geldi aklına, dünyayı yeni yeni algıladığı çocukluğu. Akşamları güneş batıp da hava karardığında gökyüzüne bakar, büyüklerinin bahsettiği o yüce varlığın oralarda bir yerlerde olduğunu düşünür, dünyaya onun hükmettiğini sanırdı. Şimdi ise çelişkiler içerisindeydi ve Yaradan, yukarılardan bir yerlerden olup bitenleri sadece seyrediyor olmalıydı. Yarattığı kulları işi öylesine abartmışlardı ki, tabii hepsi değil, para denilen aracı elinde bulunduran makro güce sahip bu örgütlü mikroskobik sınıf, Yaradan'ının rolüne bile göz koymuştu.
Devam edecek…Türksan Gündoğdu…
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 15, 2008, 15:37:06 ÖS Gönderen: yeraltici »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|