Google Reklamları
BÜNYAMİN DURALİ ELEŞTİREL DENEMELERİ:
Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi Forumu
Şubat 10, 2012, 08:45:42 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
  ANASAYFA ANAFORUM Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1 2 3 4 [5]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: BÜNYAMİN DURALİ ELEŞTİREL DENEMELERİ:  (Okunma Sayısı 5415 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 575



Site
« Yanıtla #60 : Mayıs 21, 2009, 17:27:22 ÖS »

Sevgili Bünyamin, ötekileriz'e üyelik başvurusunda bulunanlar kurallar bölümünü onaylamaktalar. Sizin de onayladığınız Ötekileriz Kurallarının 10.maddesini aşağıya alıntılıyorum:

10. YÖNETİMİN ÜYELİKLE, ÜRÜN VE İLETİLERLE İLGİLİ YETKİLERİ :
Üyelikten çıkarma, askıya alma, yasaklama, ürün ve iletileri silme, düzeltme, değiştirme, başka forum kategorisine-bölümüne taşıma, Ana Sayfa Menüsüne (de) aktarma, EKİTAPLAŞTIRMA gibi işlemleri Yönetim, yönetici ve Yetkililer doğrudan gerçekleştirme hakkına sahiptir. Bunlardan dolayı Yönetimin açıklama yapma zorunluluğu yoktur. Üye; üyelikten çıkmış, çıkarılmış olsa da, önceden sunmuş olduğu ürün ve iletilerinin silinmesini talep etmeyeceğini şimdiden kabul ve taahhüt eder.

Saygıyla ve sevgiyle...
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 575



Site
« Yanıtla #61 : Mayıs 21, 2009, 19:21:29 ÖS »

İnsanları anlamak, tanımak zor. Zoru başarmak için de enerji lazım. O enerji bizler de; ötekileriz girişimcilerinde var mı?...

SAYIN Süleyman Demirel-vari diyeyim : VA! VA!...

SAYIN Bünyamin Durali'nin 'silin yazılarımı, ürünlerimi' istemine, 10. maddeyle yanıt verdim.  Beyefendi de, yanıtıma yazılarını silip yerine SUSTUM sözcüğünü ekleyerek karşılık vermiş.

Ötekileriz Yönetimi, önceliği nitelikli ürüne verirken, o ürünü vareden de...   

Matbu materyallerde nasıl ki ürünler silinemiyorsa, sanalda da bu biçimde olması gerekir diye düşünüyorum.
Silme; aynı zamanda silinen ürünle ilgili yazı yazanlara da büyük bir haksızlıktır...

Konu gelmişken, yeniden tüm elektronik sistem içerisinde bulunan kültür-sanat sitelerine seslenmek gerekiyor ve sesleniyorum:

Zamanı gelmedi mi hâlâ ; bu tip davranışlara, davranış sahiplerine karşı ortak tavır almak için bir üst oluşum varetmeye?...


« Son Düzenleme: Mayıs 21, 2009, 19:27:40 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 575



Site
« Yanıtla #62 : Mayıs 21, 2009, 19:26:33 ÖS »


Anlaşılan nedenlerle, Sn Bünyamin Durali'nin üyeliğini sonlandırmak için yönetici arkadaşlarla yazışacağım.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bünyamin Durali
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 197


« Yanıtla #63 : Mayıs 21, 2009, 20:05:58 ÖS »

Bana önceleri, "Sevgili Bünyamin", ya da sadece önadımla "Bünyamin" diye samimi seslenişlerinizi terk ederek, bu kez "pek mesafeli" bir üslupla "Sayın...", hattâ, biraz da "istihza"yla karışık bir "resmiyet"le "Beyefendi" diye hitap ediyorsunuz madem; ben de benzer (aynı değil) yolu izleyeceğim.

Sayın Bahattin Yıldız,

Yanıtınızı, "sustum" sözcüğüyle sildiğimi kesinlikle hatırlamıyorum. Bakın, "silmedim" demiyorum,"sustum"larımı yazarken, farkında olmayarak, silmiş olabilirim; "hatırlamıyorum" diyorum. Yalnızca sizin değil, kendi yazdıklarımdan başka hiç kimsenin yanıtını silmek gibisinden bir saygısızlığa düşebileceğimi, aklınızın kıyısından bile geçirmemenizi dilerdim. Ancak, böyle bir yanılgıyı yaşamışsam, öncelikle özür dilerim.

İtiraf edeyim ki: geçmişte herhangi bir siteye kaydolurken, koşulları ya üstünkörü okuyor, ya da okumadan geçiyordum. Sonuçta, "edebiyat sitesinin koşullarıdır, ihale sözleşmesi değil ya", diye düşünüyordum. Bu noktada, doğru davrandığımı söylemiyorum tabii. Dolayısıyle, 10. maddeyi de bilmiyordum. Bu durumda, haklılığınızı kabul etmekten başkaca bir şey de diyemiyorum.

Gördüğünüz gibi, haklıya diklenme huyum yoktur benim. Yeter ki, o haklı(lar) haklılığını belgelesin(ler).

Selam ve sevgiyle.
 
« Son Düzenleme: Mayıs 21, 2009, 20:32:40 ÖS Gönderen: Bünyamin Durali » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

ne vakit ?a??rsam umulmad?k zamanlarda yönümsün
Bünyamin Durali
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 197


« Yanıtla #64 : Şubat 01, 2010, 14:03:49 ÖS »

BİR KEZ DAHA ZORUNLU BİR AÇIKLAMA
"otekileriz.net denen siteye vazelin pazarlamak" başlıklı mütecaviz yazıya yanıt

Samimiyetsizlikten ve özgüven patlamasından kokuşan sanal ortamlardan, epey bir süredir tiksiniyorum. Gene de, dizginlenemez bir geometrik artışla yaygınlaşan ultra-teknolojinin bizi getirip bıraktığı öyle bir nokta var ki, kimileyin  a’sından z’sine karşı çıktığımız olaylara/olgulara bile teslim oluyoruz, günü gelince. Dün, öyle günlerimden biriydi. Adımı-soyadımı Google’a yazdığımda, karşıma,  “tenbelhayvan” adlı bir sitede, herkesten özür dileyerek söylüyorum, “ananıskim” rumuzlu bir yaratığın, her türlü ahlâki kaygıdan azade, insanlık değerlerinin tümünü en kabasından sövgülerle, tamamen erkek-egemen söylemli, kadın kimliğini horlayıcı bir “cinsiyetçi faşizm”in yansıması olduğu âşikâr, “pornografik ve de patolojik bir dil” kullanarak, paspas çiğner gibi çiğneme pahasına; bana, Ötekileriz.net sitesine, Hakan Kartal’a ve Hülya Deniz’e saldırdığını saptadım. Elbette, o da, her korkak ve kendine güvensiz yaratık gibi, gerçek kimliğiyle değil, yukarıda belirttiğim “küfürbaz nick”iyle saldırıyordu.

Yazısının başlığı: "otekileriz.net denen siteye vazelin pazarlamak"

İlkin, “taşmış bir helâ çukuru”ndan farksız, o nefret dilli ve hakaretamiz, yanı sıra Türkçeye ve edebiyata saygısız “sövgünâme”yi  harfiyen aktarıyorum:

"http://otekileriz.net/forum/index.php/topic,349.0.html ötekiler ne kadar fazla böyle. Yalamadıkları kimse kalmamış. Herkese pışpışpış. Para mı kazanıyorsun diye sordum moderatöre “Hayır” diye inledi. “Beni kimse övmedi abi. Bu durum bende ters atraksiyon yarattı” dedi. Böyle öteki olunmaz dedim. Çoğul eki olmaz öteki’de. Hem –ler var sizde hem de –iz. Hem at var hem kelebek dedim. Hoş bi görüntü değil. Aaaa bi şiir gördüm sanki. Hakan Kartal yazıyo üstünde. Bak nasıl bi dize varmış:
Gözlerindeyim
içine, içine d/üşüyorum
Apostrof ne de yakışmış değil mi? İşte yenilikçi şiir bu. Benim lisede yaptığım numaralara benziyor. Çok anlamlı olmuş. Ben duygulandım valla. Kar yağıyor, ağlıyorum. Aaaa sitenin yöneticisi “sıkı” bir hakan kartal (artık küçük harfle yazmak zorundayım, fazla büyütmeyelim) eleştirisi yapmış. Aynen alayım mı buraya? Alayım da alttaki ŞİİR(LAR)İ olayı ne abi?

Bu
HAKAN KARTAL’IN ŞİİR(LAR)İ VE HÜLYA DENİZ’E TEŞEKKÜR
Şu cümleleri buraya iki sebeple yazıyorum: 1) Hakan Kartal’ın şiirlerinin özgünlüğü ve dinamizmi sebebiyle. 2) Hakan’ın şiir(ler)ine, Hülya Deniz’in hemen yukarıda görülen az rastlanır seçkinlikteki değerlendirmesi sebebiyle.
Hakan’ın şiirine başka birgün tekrar dönmeyi ümit ederek, Hülya’nın yorumu üstünde durmak istiyorum azıcık. Ne diyor, bakın: “Hakan, sağlam adımlarla ilerliyor şiirde. Hırsı yok, yarışma ödül peşinde koşmuyor, iyi şiir yazmanın peşinde.” Çok önemli, hayli değerli sözler bunlar. Egemen şiir ve yerleşik poetika zihniyetinin büsbütün dışında sözler. Özellikle, ” Hırsı yok, yarışma ödül peşinde koşmuyor, iyi şiir yazmanın peşinde.” dediği bölüme apayrı bir yüksek değer biçiyorum. Şunlardan dolayı yüksek değerler biçiyorum: Ne yazık ki, şiir ortamımızda, hırsları boylarını çoktan aşmış kişilerin borusu ötüyor genelde. En hafif deyişle, “kifayetsiz muhterisler” diye tanımlayabileceğimiz bu kesim, kendini görünür kılmak için, afişe etmek için, şiir-dışı bütün tekniklere cankurtaran simidine sarılırcasına sarılıyor. Şiir kasetleri, tv kanallarında hiç nitelik aramaksızın arz-ı endam etmeler, karşılıklı içeriksiz övgülerle donatılmış sözümona tanıtım yazıları, temel malzemeleri böylelerinin. (Bu kesimin romandaki karşılığı ve en somut prototipi Orhan Pamuk’tur). Bunlarla kalsalar iyi. Ustalıkla kotarılmış ahbap-çavuş ilişkilerinin şekillendirdiği seçici kurulların icazet verircesine, ulufe dağıtırcasına, uluorta saçtıkları ödüller, plaketler, paralar, etik ve estetik değerlerden bir kıymıcık nasiplenmemiş bu çeşitten ayakoyunları, edebiyat arenasında (arena sözcüğünü bilhassa kullanıyorum) tertiplenen çirkin senaryoların değişik görünümleridir. Şairleri / yazarları yarıştırıyorlar mı, vuruşturuyorlar mı, belli değil. Horoz dövüşü ve sidik yarışı replikleriyle dolu bu çarpış(tır)malara, nihayet yürekli bir sesten, Hülya Deniz’den, hem de sanal ortamda tepki gelmesi, içimi ışıklandırdı birden. Hülya’nın, Şiirin ve şairin (burada Hakan Kartal’ın) iktidar(lanma) peşinde koşmadığına, şiirine çalışmakla yetinmesine dikkat çekmesi, sahiden kayda değerdir. Bir tarafa not ettim. Şiir iktidarsızdır çünkü, muhalifliğini ve aykırılığını, iktidar talep etmemesinden, iktidarsızlığından alır.
Hülya Deniz’e, şiire ve şaire yaklaşımındaki bu ayrıksı duruşundan ötürü, teşekkür etmeliyiz.
Keser döndü sap döndü ve biz bunları yakaladık. Ayıp ediyorsunuz dedik. Yanlarına kalmadı. Kalmayacak da. Şaraptan sonra gece yatıp sabah nasıl sıçtığını bilmeyen yoktur. Alkol, boku bile eritmiş ama vırrik haline çevirmemiştir. Yukarıda yazılanlar Avanos Vadisi artığı gibi. Hülya Deniz, Hakan Kartal, Bünyamin Durali adlı şahıslar şiiri vazeline alet etmişler."
***

Şimdi de, diyeceklerime geçiyorum:

Ötekileriz.net ve Hakan Kartal ile Hülya Deniz, sanırım, tüzel ve kişisel kimliklerine karşı girişilen bu çirkin saldırıya karşı gereken tepkiyi göstermekte gecikmeyeceklerdir. Bu yüzden, benim burada yazacaklarım, sadece beni, kendi düşünsel-sanatsal değerlerimi bağlar.

I. Dillendirilen metin, bütünüyle edebiyat-dışıdır, yazınsal/estetik değerlerden bir kıymık dahi beslenmemişliğin en somut örneklerinden biridir. 1) “Pışpışpış” diye bir sözcük, işittiniz mi siz hiç?  O öyle yazılmaz, “pışpış(lamak)” olarak yazılır. 2) Türkçemizde “bi” diye bir sözcük yok, ona “bir” derler. 3) “Yazıyo” olmaz, “yazıyor”dur doğrusu. 4) “Valla” değil”, “vallahi”dir.  5) Sonra, ne o öyle, salata yapar gibi, sandalye yapar gibi, “eleştiri yapmak” ? Eleştirmen, eleştiri “yapmaz”, “eleştirir”.  6) Ya o “olay” sözcüğü? Ne denli itici! Bir arabesk şarkıcı(sı)nın, “yemeklerden en çok neyi seversiniz?” sorusunu cevaplarken, “pilâv olayını severim” demesinden bir farkı var mı, buradaki “olay”ın? 7) Peki, “abi?” neyin nesi? Şehirlerarası bir otobüs terminalinde herhangi bir kâhya mıdır (kâhyalara sevgiler) karşımızdaki? Dahası var ya, bunlar burada kalsın.
Hepi-topu kaç satırdır zaten yazılan? Ama bakar mısınız şu dil yanlışlarına? Zavallıcığım, çoraklıktan çatlayan kafa(ta)sıyla, bir de eleştiri dersi vermeye kalkışmasaymış bâri!

Tabii, zavallıcığım dediysem, salt zavallıcık değil, çok da kurnaz yanısıra! Benim, her  nasılsa gözümden kaçırdığım ve “ŞİİR(LER)İ”  demem gerekiyorken, “ŞİİR(LAR)İ” diye yazdığım sözcüğe de “mal bulmuş mağribi” gibi sarılmış ve yüklenmiş de yüklenmiş! Arabistan çöllerini çağrıştıran zihinsel haritasıyla, benim dil yanlışımı açık edecek, dillere destan kıt akılcığıyla! Kargalar bile gülmez mi, sefaletin ve zilletin buncasına; ya da ağlamaz mı?

Beni bir de “sitenin yöneticisi” sanması var ki, evlere-bahçelere şenlik artık! Bu çıkarıma, hangi usavurma yöntemiyle varabildiğini, ben kestiremedim. Eh, adam “zekâ kumkuması” olmasın bir kere!

II.  Dillendirilen metin, bütünüyle edep-dışıdır. Ahlâk-dışıdır yani. İşte kanıtları: 1)  Takma adı, “ananıskim”. 2) “Hem at var hem kelebek dedim.” cümlesiyle, gerçekte, kendi zekâ kapasitesi uyarınca, gene teşhirci-cinsel içerikli bir pespayeliği, “at y….ı üstüne kelebek konmuş” iğrenç söz-kalıbını hatırlatmaya çalışıyor. 3) “Şaraptan sonra gece yatıp sabah nasıl sıçtığını bilmeyen yoktur.” cümlesi.  4) “Alkol, boku bile eritmiş ama vırrik haline çevirmemiştir.” cümlesi. 5) “Yukarıda yazılanlar Avanos Vadisi artığı gibi.” cümlesi. (Adamcağızın edebiyat kültürü sıfırın altında, edep dairesi eksi sonsuzda seyrediyor ama; şarap markalarını sular-sellerce biliyor maşallah! Ne de olsa, bıyıklı, ne de olsa erkek!)   6) “Hülya Deniz, Hakan Kartal, Bünyamin Durali adlı şahıslar şiiri vazeline alet etmişler.” cümlesi.

III. Dillendirilen metin, baştan sona ya tam bir cehalet abidesi  ve/ya  çok kötü niyetli bir teşebbüsün karinesidir. Derinlikli bir “lâğımcılık tecrübesi”nden geçtiği her sözcüğünden belli olan bu zat-ı muhterem, Hakan Kartal arkadaşın şiiri üstüne yazdığım yazıdaki, “edebiyat derebeyliği”ne dönük eleştirel karakteri, ya acınası bir seviyesizlikteki edebiyat kültürsüzlüğünden ötürü görememiş/sezememiş; ya da bunu fark ettiği hâlde, amacı üzüm yemek değil de bağcıyı dövmek olduğundan, küfür silahına sarılmıştır. Bir ihtimal daha var: Hem görememiştir, hem de kötü niyetlidir.

IV. Son derece ucuz bir yordamdır denenen. Ucuz olduğu ölçüde de sığ, sakil, sevimsiz ve sallapati. Sanat-edebiyat dergilerinden hiçbirini okumadığı, her ağzını açtığında lime lime dökülmesinden anlaşılan bu zat-ı  nâşerif;  böylesi bir “çamur at, izi kalsın” yolunu denemeden önce,  adımı-soyadımı Google’a yazarak, kısacık bir taramada bulunsaymış keşke! Bundan 20-25 yıl öncesinin otuzu aşkın dergisinde yazdıklarım bir yana, sadece 2009’da, tam dokuz dergide (Sincan İstasyonu, Berfin Bahar, İnsancıl, Afrodisyas Sanat, Eliz, Yedi İklim, Lacivert, Mor Taka, Akatalpa) yayımladığım eleştiri ve şiirlerimdeki “itirazcı tutum”un bir-iki görünümüne rastlayabilir, işte o vakit, bu türden bir vicdansızlığa tenezzül etmeyebilirdi diye düşünüyorum, iyimserlikle.

V. Bunlardan da kolayı, her şey bir yana, yalnızca Ötekileriz.net’e şöyle bir kıyıcığından göz atsaymış da, benim o sitedeki kalem kavgalarıma tanık olacak, hiç de “pışpışçı”  biri olmadığımı; tersine, siteden ayrılma gerekçemin de muhalif tavrımdan, düşünsel-duyarlıksal ilke ve ülkülerime bağlılığımdan kaynaklandığını görecekti.

VI. Fakat, kolayca karalamak varken kişiyi, kişileri; neden zahmetli bir yöntemi denesin ki “helâ literatürlü cüdam”? Nasılsa, internet elinin altında. Nasılsa, ne denetleyen var, ne sen kimsin diyen. Üç kelimeyi birbirine çatamayanların yazar, yaşamında tek şiir okumamışların şair sayıldığı “Sanallıklar / Sahtelikler Çağı”ndayız nasılsa.

Kime ne kadar ve ne derece gaddarca tecavüz edebilirsen, o kâr!

Ancak, biz de onun ve öylelerinin sandığı gibi, bu çakaralmaz saldırılar karşısında beyaz bayrak kaldıracak değiliz tabii.

Şimdilik, bir edebiyat ve edep dersi verelim dedik kendisine. Sırada hukuk dersi var bir de: Yasal yolları da, son sınırına değin deneyeceğiz.

-Bünyamin Durali  
« Son Düzenleme: Şubat 01, 2010, 16:28:32 ÖS Gönderen: Bünyamin Durali » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

ne vakit ?a??rsam umulmad?k zamanlarda yönümsün
Bünyamin Durali
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 197


« Yanıtla #65 : Nisan 27, 2010, 00:01:46 ÖÖ »

ÖMER LEKESİZ'DEN: ŞAİR VE SOYTARI

Ömer Lekesiz, İslâmi hassasiyetli sanat-edebiyat çevrelerinin değerli bir eleştirmeni. Değeri, sanat-edebiyat eserlerine, nesnellikle ve yoğunluklu bir vicdanla yaklaşmasından; onu falanca ideolojinin bağlısı biri yazmış, şunu benim dünya görüşüme karşıt bir toplumsal tasarımcı yazmış diye öbeklemeden, etik-estetik ölçütlerin ışığında yorumlamasından kaynaklanır. Sözcüğün dolu dolu anlamıyla, demokrat bir entelektüel o… Ne yazık ki, kendisini “Sol”da, “emek(çi) safları(n)”da konumlandırdığını söyleyenlerin ezici çoğunluğunun, Ömer Lekesiz’in yazılarını okumadıklarına, onun da ötesinde, adını bile duymadıklarına kalıbımı basarım. Adını duyanlarsa, “boşver şu İslâmcıyı!” demiyorlarsa, buna da şükretmeliyiz.

Tam burada şunu demeliyiz oysa: Ömer Lekesiz, bizdendir.  Türk(iye) Edebiyatı’nın doruklarındaki sarih ve sahih bir düşünce-yazı eylemcisidir. İnancındaki farklılığı ise, bizim bir başka açıdan zenginliğimizdir.

Aşağıdaki yazısı, bugünkü Yeni Şafak gazetesinde yayımlanmıştır. Son derece çarpıcı, bir o kadar da devindirici/değiştirici bir yazı. Bu yazıda serimlendiği türden namuslu bir düşünce sistematiğine, o kadar ihtiyacımız var ki. O bakımdan, Ömer Lekesiz’in bu ufuk genişletici yazısını, başkaları da görsün/okusun istedim.
 
Okurken, her maddenin üstünde derin derin düşünmeliyiz ama. Sonra da, kalbimizle kafamızı, birbirine eklemleyerek, bir güzel silkelemeliyiz. Bana göre, “bağnazlığın panzehiri” sayılması gereken bu yazıyı, isteyen bir “şair bildirgesi”, isteyen de  bir “şair amentüsü” olarak kabul edebilir.

İşte o yazı:

"ŞAİR İLE SOYTARI ARASINDAKİ 21 FARK
 
1.Şair, kimse tarafından seçilmez, o bir yaşama biçimi olarak benimsediği şiirle varlığını ifşa eder. Soytarı ise kral tarafından seçilir.
 
2.Şair, tezleri hiçleştiren evrensel bir görüşle söyler sözünü, soytarı ise tezlerin peşinden koşar.
 
3.Şair, her sofraya oturmaz; oturacaksa da seçer, beğenir öyle oturur. Soytarı ise rast geldiği her sofraya oradakileri ite kaka oturur.
 
4.Şair, her mikrofona konuşmaz, değerli olan sözünü ona layık olanlara ulaştıracak mikrofonlara söyler. Soytarı bulduğu her mikrofona konuşur, önemli olan konuşmak da değildir onun için, mikrofonu boş bırakmamaktır.
 
5.Şair, muhaliftir, komünisttir, mü'mindir. Soytarı ise muhafazakardır, sağcıdır, hakikati bile bile yalan ile örtendir.
 
6.Şair, kitabın orta yerinden söyler sözünü, bükmez, dolaştırmaz, mecaza bulamaz onu. Soytarı ise kitabın arka kapağına göre konuşur, büker, dolaştırır, kirletir sözü.
 
7.Şair, iane, ulufe, aferin peşinde koşmaz; ödül talep etmez, dünyalık peşinde olmaz. Soytarı ise sadece ve sadece ianenin, ulufesinin, aferinin peşinde koşar; ödüle tutku duyarak yaşar ve efendilerinden gelecek bir aferine vakfeder tüm zamanlarını ve imkânlarını.
 
8.Şair, vakurdur, omurga sahibidir; adına, sanına gölge düşürebilecek eğriliklerden uzak durur, yolunu düz, yürüyüşünü dik tutar. Soytarı ise cıvıktır, omurgasızdır; adını duyurmak için her yolu dener, adileşmeyi, eğri yolda kötürüm taklidi yaparak yürümeyi maharet bilir.
 
9.Şair, tüm zamanlar için konuşur, mazi ve istikbaldeki her olumsuzluğu kuşatır sözü; söz ediyorsa zulümden Kabil, Hitler, Stalin demesi gerekmeden tüm zalimler sıraya dizilir bir bir. Soytarı ise nabza göre şerbet vermeyi gözeterek konuşur ki, bir nabzın kımıldama süresi kadar bile geçerlilik taşımaz sözü.
 
10.Şair, gündelik olayların değil insani olguların izinde yürür; başlamış olan şeyi bitmiş saydığındandır ki, sömürü, istismar, istiskal gibi olguları insanlık tarihinin içinden okur. Soytarı ise olguların değerini bilmediğinden gündelik olayların peşinden tazı gibi koşturur.
 
11.Şair, soylu bir temsilcidir; Homeros, Sadi, Hafız, Yunus, Baki, Şeyh Galib, Rilke, Geothe, Sezai Karakoç gibi asaletli şairlerin asil sözlerinin mirasçısıdır. Soytarı ise kendisinden başka kimseyi temsil etmez, hezeyandan başka mirası, cahillerden başka mirasçısı yoktur.
 
12.Şair, insana ve ona mahsus güzel değerlere taraftır; adaletten, adil paylaşımdan, hayatın zorluklarını azaltmaya karşı ortak tutum sergilemekten yanadır. Soytarı ise taraf tutmaz, o anda işine gelen taraf onun tarafıdır; adalet istemekten aciz, paylaşma düşüncesine yabancı, olumlu birlikteliklere düşmandır.
 
13.Şair, dilsizlere dil olmak, korkutulmuş gözlere ışık vermek, ürkütülmüş yüreklere direnç aşılamak için yeryüzünü söz alanı kılar, dinlemeyi bilen insanları muhatap alır; Soytarı ise sarayı söz alanı, kralı tek muhatap olarak benimser; kendisinden başkasına ulaşabilecek kral faydasını kayıp ve israf olarak görür.
 
14.Şair örtülü kralın çıplaklığını ifşa eder. Soytarı ise çıplak krala olmayan giysiler yakıştırır.
 
15.Şair köşe kapmaz, "Var olan ve olacak olan" bütün köşelerin sahibi zaten odur. Soytarı ise sadece kapı kulluğunda mahir olmakla bir köşe kapıcıdır.
 
16.Şair, kulluk bilinciyle müstağni olandır. Soytarı ise muhtaçlığını putu kılandır.
 
17.Şair "ya ben öleyim mi söylemeyince" deme noktasına geldiğinde ancak söyler sevdiğini. Soytarı ise, her zaman ve zeminde ve herkese sevgili diye hitap eder durur.
 
18.Şair, satınalınamaz. Soytarı ise satınalınma düşüncesine bile muhatap olamaz.
 
19.Şair, sözüne yaraşır yüksekliklerde söyler sözünü; onun için en yüksek yer yoksulların göz hizasıdır. Soytarı ise alay beylerinin diz hizasının altına düşebilmek için halılara yapışarak icra eder zenaatını.
 
20.Şair, kelimelerin velisidir; onu kendisine mahsus olarak verilmiş bir nimet olarak bilip, despotlarca gasbedilen yoksullara mahsusu nimetleri onlara iade etmek için silah gibi kullanır. Soytarı ise soytarılığını pekiştirmek için sarılır kelimelere, bir dilenci tabağı niyetine kullanır onu.

21.Şair, "İy Muhammed gussa-ı devrân elinden çekme gam / Ehl-i irfân olanın bil hâtırı virân gerek" der. Soytarı ise "Tarihte geçti başa Ankara / Yaşa Ankara! Yaşa Ankara!" teranesini söyler.

Ömer Lekesiz, Yeni Şafak gazetesi, 26 Nisan 2010"
« Son Düzenleme: Nisan 27, 2010, 00:05:24 ÖÖ Gönderen: Bünyamin Durali » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

ne vakit ?a??rsam umulmad?k zamanlarda yönümsün
HBozkurt
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 587



« Yanıtla #66 : Nisan 27, 2010, 08:08:36 ÖÖ »

sevgili Durali..yeniden merhaba.
umarım sağlık sıhhat afiyettesinizdir.
Ömer Lekesiz ile ilgili bir hoş .bir o kadar ilgi çekici yazıyı değerlendirmişsiniz.emeğe her daim saygım vardır.öyleyimdir de.
ancak şairi ,soytarıyla kıyaslama mantıksal çıkarımlarla örtüşen durum değildir.soytarılığın felsefesinden uzak bir öngörü insanı şair değil olsa olsa dalkavuk olmaya götürür.derim ki .soytarı ile dalkavuk arasındaki bağıntıyı farkedemeyen yazar çelişki içinde kalakalmıştır.
düzenin şairi düzenin şiiri ..dilbazı şiirbazı olmaktansa ..soytarılığı her daim tercih ederim.
öyleyse soytarısıyım düzenin:))
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bünyamin Durali
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 197


« Yanıtla #67 : Temmuz 14, 2010, 11:14:55 ÖÖ »

İBRETLİK BİR YAZI

Değerli şair Serkan Engin'in, İz Edebiyat sitesinde (Aynı yazıya, www.blogcu.com/kullanici/serkanengin linkinden de ulaşabilirsiniz) 12 Temmuz 2010 tarihinde yayımlanan aşağıdaki yazısını, Ötekileriz.Net'e "yorumsuz" olarak ekliyorum. Yorumsuz deyişim şundan: Söylenecek ne kalmış ki geriye?

-B.D.
-------------------------------------------------------------------------------------------------

12 Temmuz 2010
Köpekleşen Şairlerin Anatomisi
Serkan Engin

“Şeyh uçmaz mürit uçurur” diye güzel bir söz vardır. Şiir şeyhlerinin erkini besleyen işte bu kısa yoldan tanınmak, palazlanmak, dergilerde şiirleri ve kendileri hakkında övgü dolu sözlerin yayımlanması, şiir ödüllerine kapmak, şiir yıllıklarına girmek, tanınmış yayınevlerinde kitaplarını bastırmak vs gibi çıkarlar uğruna bu şiir şeyhlerine biat ederek köpekleşen şaircikledir. Hatta şiir coğrafyamız bu yolda “metres şairi!” bile görmüştür. Çok ünlü bir yayınevinden şiir kitabını bastırmak ve Avrupa’da Şiir Festivallerinde fink atmak pahasına dedesi yaşındaki ünlü şairle ilişkisi ulusal basına kadar taşınmıştır bu şahsın.
________________________________________
KÖPEKLEŞEN ŞAİRLERİN ANATOMİSİ

Yıl 2005. Bir telefon konuşması:

Hüseyin Alemdar: Serkan n’aber?
Serkan Engin: İyiyim, sağol.
Hüseyin Alemdar: Serkan, Enver Ercan’a selamımı söyle, senin şiirlerini Varlık’ta bassın.
Serkan Engin: (Gülerek) Ya “arkadaş yakinimdir” diyerek şiir mi bastırılır?

İlk bakışta Hüseyin Alemdar’ın yaklaşımı iyi niyetli olarak genç bir şaire destek gibi algılanabilir ama etik açıdan iğrençtir böyle selamla kelamla, torpille şiir yayımlatmak. Ne var ki onlar için doğal ve sıradandır bu durum. Çarklar böyle işler. Aslında bu, yetenek gördükleri genç bir şairi “çarklara” dahil etmektir, “ehlileştirerek”, bir şiir erkine biat etmesini sağlayıp “köpekleştirme” çabasıdır. Çokları için şiir bir erk alanıdır. Makro ve mikro şiir erkleri ile donatılmıştır şiir coğrafyası. Şiir şeyhleri edindikleri müritlerle güçlerini artırmak ister sürekli. Güçleri arttıkça erklerinin geleceğini garantilemek ve erkin getirdiği rantı yemektir amaçları. Enver Ercan, elinde bulundurduğu Varlık ve Yasak Meyve dergileriyle şiir coğrafyasındaki erk alanından aslan payını götüren kişidir. Bu sayede hemen her şiir yarışması jürisinde rahatlıkla görebilirsiniz kendisini. Köpekleşen genç şair!lerden pek çok müridi vardır, paralarını alıp Yasak Meyve Yayınları’ndan kitabını bastığı. Ödüller vererek, şiirlerini kendi dergilerinde yayımlayarak “ulufe” dağıttığı bu şair!ler sayesinde emre amade kapıkulları beslemektedir.

Bir başka erk sahibi de yakın zamana kadar Adam Sanat Dergisi’nin başında olan ve şimdi aynı tavrı Sözcükler Dergisi’nde gösteren Turgay Fişekçi’dir. Gene Hüseyin Alemdar’ın aktardığına göre Ahmet Erhan ve Hüseyin Alemdar kaç kez ilkokul çocuğu gibi elinden tutup Onur Caymaz’ı Adam Sanat Dergisi’ne götürmüşlerdir, “Abi bu çocuğun şiirlerini bas” diyerek…Oysa ne kadar alçaltıcı bir durumdur bu kendine saygısı olan bir insan için. Ne var ki Onur Caymaz bu duruma “höst” demek yerine boynunu büküp “abilerinin” vereceği ulufeyi ellerine ovuşturarak kabul etmiş ve böyle böyle palazlandırılmıştır. Tabi erke tabi, emre amade olması şartıyla.
Bir başka şiir şeyhi ise jürisinde olduğu şiir yarışmasında aleni şekilde kendi oğlu Ali Hikmet’e ödül vermekten çekinmeyecek kadar pervasızca ulufe dağıtan Hilmi Yavuz’dur. Can Yayınları’nın şiir editörlüğü yaptığı sırada Can Bahadır Yüce’ye kitabını basmak suretiyle ulufesini vermiş ve himayesine almıştır. Bugün kral ve soytarısı şeklinde her yerde beraber boy göstermektedirler. Televizyon programlarına Can Bahadır Yüce’yi de götürüp kendine övgüler düzdürmektedir Hilmi Yavuz.

Veysel Çolak da bir başka şiir şeyhidir elinde bulundurduğu Dize Dergisi ve şiir yıllıkları yayımlamasının verdiği güçle. Pek çok kapıkulu beslemektedir emre amade. k. İskender de bir başka şiir şeyhidir evinde müritlerine uşak muamelesi yaptığı sabit kişi…Bu isimler ve dergilere daha pek çokları örnek olarak eklenebilir şiir coğrafyasında irili ufaklı erk sahibi…

“Şeyh uçmaz mürit uçurur” diye güzel bir söz vardır. Şiir şeyhlerinin erkini besleyen işte bu kısa yoldan tanınmak, palazlanmak, dergilerde şiirleri ve kendileri hakkında övgü dolu sözlerin yayımlanması, şiir ödüllerine kapmak, şiir yıllıklarına girmek, tanınmış yayınevlerinde kitaplarını bastırmak vs gibi çıkarlar uğruna bu şiir şeyhlerine biat ederek köpekleşen şaircikledir. Hatta şiir coğrafyamız bu yolda “metres şairi!” bile görmüştür. Çok ünlü bir yayınevinden şiir kitabını bastırmak ve Avrupa’da Şiir Festivallerinde fink atmak pahasına dedesi yaşındaki ünlü şairle ilişkisi ulusal basına kadar taşınmıştır bu şahsın.

Oysa nitelikli şiir zaten geleceğe kalacak ve tarih herkesi doğru yere koyacaktır. Bırakın şiir ödülünüz olmasın, büyük yayınevleri şiir kitabınızı basmasın, namlı dergiler size yer vermesin…Günübirlik parsayı toplamak sizi geleceğe taşımaz, sadece geçici bir süre popüler yapar. Sonra şiir tarihinin çöplüğünü boylarsınız şiiriniz nitelikli değilse ve ancak okurun özdeşlik kurabileceği ya da okura empati kurduran şiirler geleceğe kalır. Nitelikli şiir yazamıyorsanız, okurun kalbine iki dize çakamıyorsanız, hiçbir şiir ödülü ya da edebiyat dergisi sizi geleceğe taşımaz. Ece Ayhan’ı şiir yıllıklarına bile almazlardı mesela. Bugün ise şiirleri hakkında tezler yazılan, pek çok genç şairi etkileyen ve tartışmasız şiir tarihimizin en özgün şiirlerini yazmış nitelikli bir şair olarak değerlendirilerek geleceğe doğru ilerlemektedir.

Köpekleşen şaircikler oldukça bu şiir erkleri sürecektir. Ne var ki bu kapıkulu şaircikler tarihe utanç abideleri olarak geçerler ancak. Bir Nazım’ın, Mayakovski’nin, Can Yücel’in, Neruda’nın, Rimbaud’un şiir erklerine biat ettiğini düşünebilir misiniz?..

Bir re-prodüksiyon şiirimle “höst” demek istiyorum bu şiir erklerine ve köpekleşen şairciklere :

Şiir Haini
Nazım’a ince selamlarımla…

Evet, şiir hainiyim, siz şiirperverseniz, siz şiirseverseniz, ben şiir
hainiyim.
Şiir, ahbap-çavuş ilişkilerinizse,
hemşehrim-köylüm kayırmacılığınızsa şiir,
şiir, kirli klikleriniz, çirkef klanlarınızsa,
şiir, el altından takas ettiğiniz sahte ödüllerinizse
mürit-mürşit yaltaklanmalarınızsa şiir,
şiir, mikro iktidarlarınız, mikro vicdanlarınız, mikro beyinlerinizse,
ben şiir hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Serkan Engin şiir hainliğine devam ediyor hâlâ.

Serkan Engin

(BU YAZI ORMANŞEHİR DERGİSİ’NİN İKİNCİ SAYISINDA YAYIMLANACAKTIR)
« Son Düzenleme: Temmuz 14, 2010, 16:29:11 ÖS Gönderen: Bünyamin Durali » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

ne vakit ?a??rsam umulmad?k zamanlarda yönümsün
Sayfa: 1 2 3 4 [5]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2009, Simple Machines XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!