Bünyamin Durali
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 197
|
 |
« Yanıtla #22 : Kasım 12, 2008, 18:12:15 ÖS » |
|
Sayın Recep Memiş, daha ilk şiiriyle, öyle bir hararetle ve bitimsiz bir muhabbetle karşılandı ki (bu sevgisizlikler coğrafyasında, ne güzeldir böylesi duyarlıklar) bu sitede, arkadan iki şiiri daha gelince, o muhabbetler daha daha yoğunlaştı. Söz konusu muhabbetlerin “esbab-ı mucibe”sinin, onun kendine özgü olduğu, örtük veya açık olarak sıklıkla duyumsatılan “şiirsel yapı”sı olduğundan hareketle, bu konuda odaklaşmak istiyorum.
Recep Memiş’in şiirinin en baskın (dominant) özelliği nedir? Sözcüklerin, hecelerine, kimileyin harflerine değin indirgenerek, parçalanmış (atomize, moleküler) bir görünüm arzetmesi. Bu biçim şiir yazanların ortak ereği, genelde, sözcükleri tekanlamlılıktan kurtararak, aslında bağrında taşıdıklarına ve kendilerinde içkin olarak bulunduklarına inanılan çokanlamlı yapılarının açığa çıkarılması, onların çok katmanlı organizmalarının deşifre edilmesidir.
Memiş’in “SEN / TEZ / GAH” başlıklı şiirinden (öteki iki şiire değinmeyeceğim) kimi dizelerle örnekleyelim:
“kökler / i-çin’de”. Şair, burada böylece hem “kökler içinde” hem de “kökleri çin’de” demek ve okurunu iki katlı bir çağrışımsallığa sevk etmek istemektedir.
Bir başka dize: “is tirit ye / meni ya nar incisi”. Burada, yassı solucanlar cinsinden bir deniz yumuşakçası olan “istiridye”, başka birçok anlamsallıklar oluşturmak için, sözcüksel bağlamda bozuşturularak “istiritye”ye dönüştürülmüş, “is, tirit, ye, yemeni, meni, ya, yanar, nar incisi” gibi sözcük ve sözcük öbekleri sergilenmiştir.
O şiirden son örnek-dize: “yalpa vuran ey / yam / aç lara”. Burada ise, yalpa ve vuran sözcüklerinden, başka bir hece /sözcük türetilmemişken; “ey, eyyam, yamaç, aç, açlara” gibi sarmal biçimde ilerleyen bir sözcük-zincirlemesi inşa edilmiştir.
Bütün bunlar, görüldüğü gibi, “zekâ ürünü” işlerdir. Ama, o derece zor, ulaşılması olanaksız sonuçlar da değildir hani. Şair, istese, biraz daha bir gayretle, elde ettiklerinden daha fazla sayıda katmanlı hecelere, hece-sözcüklere ve sözcüklere ulaşabilir(di).
İyi de, şiirin kazancı nedir burada?
1) Şiir(ler), ağırlıkla “saltık zekâ”yla yazılan / söylenen; söylemsel akışkanlığı öteleyen "kekeme metin(ler)" midir?
2) Şiirin şiirsellik katsayısı ve çıtası bunlarla yükselmiş oluyor mu?
3) Onun ötesinde, Recep Memiş’in şiir tekniği, şimdiye dek görülmedik, yeni / özgün bir estetik girişim midir? Bu cümlenin devamı olarak, bu kumaştan şiirin arketiplerini, Batı’da kullanıla kullanıla yıpratılmış bir estetikte, bizim İkinci Yeni’nin uç örneklerinde (İlhan Berk’in “Mısırkalyoiğne” yapıtı mesela), keza Necatigil’in “Divane Derkenar” şiirlerinde, tekil bir örnek sayılsa da (belki biraz daha farklı bir düzlemde) Cenk Koyuncu’nun “Akış” adlı şiirinde, olağandışı bir aşırılıkla temellendirilmiş olan Tarık Günersel’in “Kilim” başlıklı deneyselliklerinde görmüyor muyuz?
4) Çokanlamlılık peşinde koşulurken, amaçlananın tersine, bir “anlamsızlık”, anlamsızlık değilse bile “anlam-dışı”lık sınırlarına varılmış olunmuyor mu böylece? Dolayısıyle, elbette ve zorunlu olarak, şiirin mantalitesi kendisiyle çelişmiş olmuyor mu?
5) Aşırı biçimcilik (morfolojizm), içeriğin / iletinin hepten dışlanmasını getirmez mi beraberinde?
6) Bu tarz şiir metodolojisini ve/ya poetikasını önceleyenler, şiirde, hele bizim Doğu’lu şiirimizdeki (şiirin evrenselliği gerçeğini es geçmeden) “ses”in, temel taşıyıcı ve organik bir unsur olarak, şiirin bütünselliğini kuşatmasına ne diyecektir?
Sorular çoğaltılabilir ya, ben ilk aşamada aklıma üşüşenleri söyledim.
Kimileri belki, “Bünyamin Durali gene rahat durmadı, çatlak sesiyle gene gündemde kalmak istiyor” diyebilirler, desinler.
Ne soruyorsam, neyi sorguluyorsam, şiirin yüzüsuyu hürmetinedir. Milliyetçilik taslamayı, bölgeci davranmayı zerrece düşünmeksizin, ben de bir Trakya’lı olarak, Recep Memiş arkadaşa, bana bunları düşündürttüğü için, teşekkür ederim.
|