|
sedef Kandemir
|
 |
« : Ocak 28, 2009, 20:55:26 ÖS » |
|
Allah Seni İnandırsın
“Ben hiç dedikodu sevmem.” diye söze başlar ve “Allah seni inandırsın” diyerek sözlerine devam ederdi. Yaşını başını almış bir komşumuzdu Hamiyet Teyze. Rahmetli babasından ve yine rahmetli kocasından kalma mülklerinin kirası ile geçinir ve yine onlardan bağlanan – oldukça yüksek – dul yetim maaşı ile yaşamını idare ettiğini söylerdi. Yaşam koşullarının giderek ağırlaştığından şikâyet ederdi sık sık. Beş vakit namazını kılan, zikir çekmekten dudakları kuruyan, üç aylar orucunu hiç kaçırmayan dini bütün bir kadıncağızdı.
İlk çocuğu; eve çağırdıkları ehliyetsiz bir ebenin neden olduğu ağır doğum hatası yüzünden engelli olduğundan, bakıma muhtaçtı. Yine de kadınların doktor muayenesinden geçmelerinin caiz olmadığını savunurdu. Çocuğunun bakımı için de yardımcısı yoktu “Maddi durumun yerinde teyzeciğim, bir yardımcı tutsan daha rahat edersin” dediğimizde “ Hırsız olur, uğursuz olur onlar ”derdi. Çocuğu ile bizzat ilgilenirdi. Nasıl olsa, her gün bir komşusuna emanet edebildiği için çocuğunu, oldukça boş zamanı vardı. Çocuğunun bakımından artan kalan zamanında kendini hayır işlerine adadığını söylerdi. Sabah alışverişinden sonra komşu ziyaretlerine gider, varlıklı olduğunu düşündüğü komşularından eskimiş, kullanılmayan, eşyaları ister, onları alıp ihtiyacı olduğunu düşündüğü diğer komşularına verirdi. Eski ve bozuk bir ütü ya da kullanılmayacak kadar harap bir sehpa mesela. Müsrifliğin çok günah olduğunu söylerdi. Hayır yaptığını düşündüğü komşularına çocuğunu tüm gün emanet edebilirdi. Hatta o komşudan, ayda bir iki kere kendi ev işlerine yardımcı olmasını, cam, kapı silmesini rica edebilirdi. İçlerinde bu tür bir yardımdan kaçınmak isteyenler olursa, gücenirdi haliyle. Onlara yaptığı yardımları sayar dökerdi bir bir. “Verdiğim sehpayı kırıp sobaya atmış, beğenmemiş haspam” derdi “ Allah seni inandırsın, bu zamanda iyilik yapmayacaksın insanlara, nankör oluyorlar”. Diğer çocukları çoktan evlenmişti. Bayramdan bayrama ziyaretine geldikleri için oldukça yalnız sayılırdı. Ölen kocasını sevgiyle yâd eder, bir daha onun gibisini bulamayacağından söz ederdi; içini çekerek. Hafta içi hemen her gün komşu komşu gezerdi. Kabul günlerini hiç kaçırmaz, hayırlardan artan boş zamanını da böylece değerlendirmiş olurdu. Onun kadar temiz olan, hamarat olan, iyi yemek pişiren, onun gibi güzel örgü ören yoktu aramızda. Diğer komşuların beceriksiz olduğunu, onun kendi becerilerini anlatırken araya soktuğu sözlerden anlardık. Hiç böreğini yemedim ama olsun, onun üstüne yufka açan olmadığına ikna olmuştum. Yan apartmandaki akranı olan Teslime Hanımla da sıkı fıkı arkadaştı; en çok onun ziyaretine giderdi. O hanımın kocası henüz sağ olduğu için, komşu ziyaretlerine fazla katılamıyordu. Ama Teslime Hanım’ın ailesi ne yer, ne içer, ne harcar hatta ne düşünür, bu namazında niyazında komşumuz sayesinde bilirdik. “Allah razı olsun.” derdi Teslime Hanım’ın eşinin konusunu açtığında. Öve öve bitiremezdi. Teslime Hanım: İyi biriymiş ama biraz sinirli ve kaprisli olduğundan, kocasının ağzı var, dili yok sayılırmış. Başka bir koca olsa çoktan kapı önüne koyarmış Teslime Hanımı . Adamcağız öyle iyi birisiymiş ki; alışverişe çıktığında Hamiyet teyzeye uğrar, istediği bir şey olup olmadığını sorarmış. Siparişleri dönüşte bırakırmış kapıdan.
Başkalarının hayatını anlatmasından hoşlanmıyordum. Laf karıştırmak, konuyu değiştirmek boşuna bir uğraş oldurdu Hamiyet Teyzeyle konuşurken, ona mani olamazdınız. O ne yapar eder, sözü anlatmak istediği konuya getirir, tamamlardı aktaracaklarını.
Kafasını meşgul eden komşularımızın başında, Teslime Hanımdan sonra, zemin kattaki dairelerinde annesi ile yalnız yaşayan Yasemin gelirdi. Yasemin; dünya güzeli bir komşu kızımızdı. İsmi gibi kendisi de çiçek kadar güzeldi. Film Artistleri bile sönük kalırdı onun güzelliğinin yanında. Henüz yedi yaşındayken babası annesinden ayrılıp bir başkası ile evlenmiş. O zamandan sonra Annesinin ruhsal bir rahatsızlık geçirdiğini anlatırdı komşular; kadıncağız hayata küsmüş. Kimseyi evine kabul etmez olmuş, yıllardır evinden dışarı çıktığını da kimse görmemiş. Yasemin yapardı alışverişi, yedi yaşından itibaren tüm ev işlerini üstlenmişti. “Çocuğun yapacağı işten hayır mı gelir?” diye kızardı komşular. Annesinin tek işi Yasemin’in çeyizi için dantel işlemekmiş o kadar. Yasemin, ev işlerini bitirip, okula gider, okul dönüşü bahçede akranları ile biraz oynar ve komşuların gözü önünde büyürdü. Annesi kapıyı bile açmazdı kimseye o evde yokken. Evlerine tek girip çıkan bizim namazında niyazında bu yaşlı komşumuzdu. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır misali.
Yasemin’in buluğ çağlarında giderek asileştiğini, zavallı annesi ile sık sık tartıştığını, ağladığını, annesinin de ağlayarak Yaseminden artık eskisi gibi sözünü dinlemediği için şikâyetçi olduğunu öğreniyorduk. Yasemin’in eşyaları yere fırlatıp attığından, karşı bahçe duvarının önünde dizilen, mahallenin oğlanlarıyla pencereden işaretleşip, şakalaştığından haberimiz vardı. Annesinin oğlanlara kızdığını, beyaz eşyacının oğluna çok kızmadığını, Yasemin’in bu oğlana sinir olduğunu da öğrendik sonunda. Gözümüzle kulağımızla şahit olmamıza gerek yoktu. Hamiyet Teyze’nin sayesinde evlerde yaşanan herşeyden haberimiz olurdu.
Yasemin, büyüdü büyüdü, ortaokulu bitirdikten sonra okula gitmez oldu. Çalışmak istediğini duyduk. Altı ayda bir ziyaretlerine gelen babası ihtiyaçlarını giderek daha az karşılamaya başlamış. Hayırsever esnaf komşularımızın küçücük ticarethanelerinde bir tane bulunması şart olan -Telefonlara bakacak, konuşması düzgün, genç bakımlı bayan – eleman ihtiyacı için ideal aday bulunmuştu. Uzağa gitmeye gerek yoktu. Yasemin, bu babacan komşu amcaların iş yerlerinde, kısa aralıklarla çalıştı. Bir iş yerinde uzun süre kalamıyordu. Biz bu haberleri elindeki binlik tespihini hiç düşürmeyen, normal namaz vakitleri dışında tövbe namazı, kaza namazı gibi namazları da bol bol kıldığını söyleyen ve herkese öneren, konuşurken bile söz aralarında zikre devam eden komşumuz Hamiyet teyzeden alırdık. Yasemin’e iş beğendirmek zor derdi. Eli işte, gözü oynaştaymış o’na göre.
Yasemin’in annesi, Hamiyet hanımı da evine kabul etmez oldu sonunda. Neler yaşadıklarını takip etmekte zorlanır gibi olduk o sıralar. Yasemin boş durmuyordu, apartmanın tüm kadınlarının gözü önünde, buluğ çağını çoktan atlatıp, büyüyüp, güzelleşmeye devam ediyordu. Komşu kadınlar onun hayırlısıyla evlenip, biran önce kurtulmasını diliyorlardı. Başına bir hal gelmesinden korktuklarından “Hayırlı biri çıksa da istese şunu oğluna” diyorlardı birbirlerine.
“Allah seni inandırsın” diye söze başladığında, hemen gözlerimi kaçırırdım dini bütün komşumdan. “ Kahven soğuyacak” dediğimi duymazdı bile. “ Bu Yasemin var ya” diye devam ederdi. Akşamları da çıkmaya başlamış yasemin dışarı. Gece karanlık bastığında dönüyormuş eve. “Burası namuslu bir mahalle” diyordu komşum. “ Ya Hay, Allah’a bak ya, korusa artık bu kızcağızı” diye cevap verebiliyordum ancak. İçimden bu mübarek kadına kötü sözler söylememek için kendimi zor tutuyordum. Benimkisi de gençlik işte, garip bir saygı anlayışıyla yetiştirilmişiz. Büyüklerin sözüne karşı çıkılmaz. Ah şimdi olacaktı ki ismi Hamiyet olan bu komşu teyze.
Ama sevinçli haberi verdiği günü hiç unutmam. Arka arkaya çaldığı kapıyı açtığımda heyecanla içeri girdi. Uğradığı an az üçüncü kapı olduğumu “ Kahve yapma, tansiyonum çıkar” demesinden anlamıştım. Meyve suyu içebileceğini söyledi. Başka evlerde meyve suyunun yanında yiyecek bir şeyler ikram edilmemesini kınadığını bildiğim için, bir tabağa çocukların bisküvilerinden biraz koydum. Getirmemi beklemeden mutfağa kadar gelip, sevinçli haberi verdi. “ Yasemin dün gelin oldu” “Allah seni inandırsın” demeyi bile unuttuğunu fark ettim. Bu demekti ki haberin doğruluğu kesin. Haberimin olmadığına çok şaşırmadan, anlatmaya devam etti. Onun bile haberi olamamış olayların nasıl başlayıp da geliştiğinden. Ansızın, süslü bir arabanın peşi sıra, korna çala çala birkaç araba gelmiş bizim sokağa, apartmanın önünde durmuş. İçlerinden ( tanıdık olmayan ) şık giyimli insanlar inip, doğruca Yaseminlere gitmişler. Yasemin’in annesi de yıllar sonra ilk kez dışarı çıkmış. İki kişi kollarına girmiş, zorla yürüyebiliyormuş. Yatalak olabilecek kadar ağır bir bel rahatsızlığının olduğunu yeni öğrenmenin şaşkınlığı içindeydi Hamiyet Teyze. Süslü püslü gelin arabasına binip, korna çala çala gitmiş gelin alayı. Gelinlikler içinde Yasemin çok güzeldi eminim. “Canım Yasemin ya, oh hele şükür” demişim sevinçle dayanamayıp “ Yasemin kurtuldu sonunda”. “Eh, ya öyle öyle” gibi ünlemlerle devam etti sözlerine. Şaşkınlığına mani olamıyordu.
Üniversitede okuyan bir gençle tanışmış Yasemin. Delikanlı o zamanlar henüz ailesine bağımlı yaşıyormuş. Yasemin de gece lisesine yazılmamış mı meğer. Annesi karşı çıksa da dinlememiş. Beyaz eşyacının kolejden terk, şımarık oğlunun her gün peşine düşüp rahatsız etmesine de aldırmamış. Tehditlere, yalvarmalara pabuç bırakmadan gece lisesini bitirmiş. Ardından üniversite sınavını da kazanmış. Sevdiği gençte bu arada okulunu bitirip iş bulmuş ve Yasemin’e evlendikten sonra okuluna devam edebileceğini söyleyerek, yardımcı olacağına söz vermiş. Dün evlenmişti Yasemin. “Senin dünyadan haberin yok” dedi Hamiyet Teyze bana. Ah, zaten namazında niyazında ki bu komşum olmasa, benim dünyadan haberim olmaz. Ha, bir de çocuklar olmasa…
Bu çocuklar da başka bir âlem. Benimkiler özellikle, fırlama arkadaşlarıyla beraber bir oyuna daldılar mı zamanın nasıl geçtiğini fark etmezler. Oyun saatinin bittiğini hatırlatmazsam, eve gelecekleri yoktur. Bir de susadıkları zaman akıllarına gelir bir evleri olduğu. Zemin kattaki hayırsever komşumuz Hamiyet teyze’yi evde bulamazlarsa, cümbür cemaat, mahallenin çocuklarıyla birlikte su içmek için bize gelirler. Hamiyet Teyze çocuklara su vermenin sevabına inanır. Su verirken onlarla söyleşmeyi de çok sever. Çocuktan al haberi derler ya. Yaseminin evlenmesinden bir gün önceydi, çocuklar, su içmeye bizim eve gelmişlerdi: - Hamiyet Teyze var yaaa! ” dedi; yedi yaşındaki oğlum. Diğerleri aralarında kıkırdaşıp, gülüşerek birbirleri itip kakmaya başladı. - Bu sefer size su vermedi mi? Bıktırdınız tabii kadını. Dedim: - Yok, teyze! Diye atıldı biraz daha büyük olan arkadaşı: - Hamiyet Teyze öpüştü. - Yok, daha neler. Demişim: - Valla teyze, hepimiz gördük. Teslime Teyzenin kocası var yaaa, Hamiyet Teyze’yi öptü. - Olabilir çocuklar. Dedim: - Selamlaşırken insanlar bir tanıdığını öpebilir. Bu ayıp bir şey değil. On iki yaşındaki erkek çocuklarına bile açık başla görünmenin cehennemlik olmaya yeteceğini savunan Hamiyet Teyzeyi en yakın arkadaşının eşiyle öpüşürken gören çocuklar, kesinlikle yanlış anlamışlardı kadıncağızı. Kabir ziyaretine bile gittiğimizde apış aramıza yedi kat bez koymamızı, iç çamaşırımızı öyle giymemizi önerecek kadar dinine saygılıydı. Ben şaşkınlıkla neden? Diye sorduğumda yatan mevtaların, üstünde yedi kat örtülü olmayan herşeyi görebileceklerini, bunun da onları rahatsız edeceğini anlatmıştı. Sekiz yaşından itibaren kız çocuklarının başı örtülmeliydi ona kalırsa. “ Çocuklarınızı açık yetiştiriyorsunuz hadi siz cehennemlik oldunuz, çocuklarınızı kurtarın bari” derdi.
- Çok yanlış anlamışsınız çocuklar. Dedim; - Yok, teyze, Teslime teyzenin kocası onu dudağından öptü, hem de sarıldılar. Dedi on yaşlarındaki yaramazın biri - Biz gördük valla. Su içmeğe gittik, pencerenin önünden seslendik duymadı. Tül perde aralıktı, herşeyi gördük. Odanın ortasında sarılmışlar, amcayla öpüşüyordu. - Susun! Diye sertçe bağırdım. - Kimseye söylemeyin, Teslime Teyzeniz duyarsa çok üzülür. Kahrından belki de ölür. Söz verdiler kimseye söylemeyeceklerine, oyunlarına geri döndü keratalar.
Neler neler olmuş meğer mahallede? Haberim yokmuş dünyadan… Mutfakta heyecanla gözlerimin içine bakarak, aralıksız konuşan Hamiyet Teyzeye baktım. Yaseminin bu ani evliliğinin ardından aklınca yorumlar yapıyordu. Kızcağızın hamile kaldığını dahi iddia edebilirdi çok geçmeden. “Allah seni inandırsın” diyordu ki tam, dayanamayıp sözünü kestim. Gözlerinin içine bakarak “ Allahın işi gücü kalmadı beni mi inandırmaya çalışacak? Boş versene Hamiyet Teyze” dedim “ Sende bir âlemsin. Yasemin’in yaşadıkları hangi bahaneye sığdırılabilir? İnanmak kolay mı? Kurtulmuş bu mahalleden. Allah inandırsa ya da inandırmasa ne olacak bundan sonra? Çocukluk anıları bitti. Dilerim hiç kimsenin onun acılarını gözetlemediği ve sonrada kendince anlamlar uydurmadığı bir yaşamı olur bundan böyle.” Kurtuldu Yasemin; evlenmeyi çare bilip, şimdilik kurtuldu. Umarım okulunu bitirir. Ama mahallenin dilinden kurtulamadı Hamiyet Teyze.
Sedef Kandemir 2008 ( İmece Dergisi- Urla)
|