nihat
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 38
|
 |
« : Haziran 04, 2009, 01:28:02 ÖÖ » |
|
İnsanlar ve karıncalar
-------------------------------------------------------------------------------- Karıncalar hızla; yağmur öncesi telaşı içinde, etrafa dağılarak,karşılaştıkları her yarde tıpkı selamlaşarak bir yerlere ulaşmanın aradıklarını bulmaya çalışmanın verdiği huzursuzluk ve aradığını bulmanın heyacanı içindeydi. sanki birazdan gök delinecekmiş gibi bir telaş içindeydiler. Ertesi gün ofisin penceresinden aşagıyı izleyen adam, çantasını sıkıcı tutarak otobüse yetişmeye çalışan adama gözleri takıldı,adam sanki bu son araçmış gibi otobüse yetişmeye çalışıyordu,penceredeki adam tüm dikkatini bu adama yoğunlaştırmıştıki birden sert bir fren sesi ile irkildi elindeki çantasını sıkıca tutan adama otomobil öyle bir çarptıki adam ne olduğunu anlayamadan kendini yerde buluverdi gözlerini yukarıya dikmiş öylece yerde yatıyordu.Meraklı bakışlar ne olduğunu anlamaya çalışanlar soruyordu ne olmuş kimileride söyle bir bakıp yetişmesi gereken işine gitmek için etrafına otobüslere bakınıyordu adam sanki rahatlamış az önceki telaşı yitirmiş sadece gökyüzüne bakıyordu ofisteki adam öldümü acaba diye düşündü. Az sonra ambulans sesi sihiri bozdu hemen sedye ve tekrar siren sesleri meraklı kalabalık arkasından baktı az ileride simit ayran sesleri ,dolmuşların korna sesleri ve çarpan adam siğarısını derin çekiyordu polisler adamın kimlik sorgulamasından sonra polis aracına bindirmişlerdi.ofisteki adam ambulastaki adamı düşünüyordu hala gözlerini;sanki derin bir uçurumdan hızla hızla aşağıya düşüyordu etrafına bakındı tutunacak bir yer aradı boğazı düğümlendi,korkmuşmuydu acaba neydi rahatsızlık veren şey anlayamıyordu bir bardak su aldı içemiyordu sanki boğulacaktı,birden çocukken nehirde yüzdügü günlerini anımsadı mutlu bir ailesi vardı babası büyük bir çiftciydi geniş araziler ve meyve bahceleri sonra okul yıllarına uzandı ve hayatı bir film şeridi gibi geçiverdi gözlerinden yaşı 55 olmuştu hiç bu güne dek kendini ölen veya yaralanan,birisinin yerine koymamıştı tahminine göre çarpılan adam kendi yaşlarındaydı benzeştirmişti bir şekilde kendisiyle hiç ölümü bu kadar yakın hissetmemişti kendisinde, sonra pencereden tekrar aşagıya bakmaya başladı korkuyordu ilk kez kendini güvensiz biçare hissediyordu,oysa daha dün yanındaki insanlara emirler yağdırıyor yeni çıkacak hasata çok dikkat etmeleri için talimatlar veriyordu,caddedeki insanların koşturmacaları dikkatini ilk kez,bu şekilde; hiç hissetmediği bir anlam yüklüyordu benligine birden dünkü karıncaları hatırladı adam, telaş içinde koşuşturan karıncalara ne kadar da çok benziyordu insanların hareketleri anlamını yetirmişti her şey, zavallılar diye düşündü ne yapıyor bunlar bu acele niye pencereyi acıp bağırmak geldi içinden delirdimmi acaba diye düşündü fakat karşı konulmaz bir hisse kapılmıştı kendi gördüğü gerçeği haykırmak istiyordu ne düşünürdü insanlar geriye döndü ofise baktı ofis yoktu,eşya yoktu kontak anahtarını eline aldı ve hızla aşagıya indi bilmiyordu nereye gidecegini mezarlıkta buldu kendini ölen babasının mezarının başındaydı içinde bir kızğınlık vardı hesaplaşmak istermiş gibi duruyordu birden irkildi tekrar arabasına bindi yüksek bir tepeye gelmişti durdu ,aşagıya indi elndeki kontak anahtarına baktı sonra arabaya çok deger verdiği bilmem kaç dolara aldığı üstüne sinek kondurmadığı arabası ne kadarda degersizleşmişti şimdi dün yıkamacıda seyrederken gözlerinim içi gülüyordu tepeden aşagıya baktı yüksekti ürperdi,geriye dogru bir adım attı dizlerinin bagı çözülmüştü bütün hayatı koşturmaca ile geçmişti dur durak bilmeden okul,iş,evlilik çocuk daha çok servet edinme derken geçivermişti bunca yıl uzandı sırt üstü gözleri gökyüzünün en derin boşlukları içinde yüzerken yeryüzüne bakıyordu ilk kez derinden.
-------------------------------------------------------------------------------- Şeyda GÜNEŞ ÖKS Girişimcisi Ynt: insanlar ve karıncalar
-------------------------------------------------------------------------------- Sevgili Nihat; "İnsanlar ve Karıncalar"ı bir çırpıda soluk soluğa okudum, kutlarım önce. Sonra şunu belirtmek isterim: Güzel bir çalışma fakat, bazı yazım hataları, ifade bozuklukları var, galiba klavyeden foruma aktarırken bir aksaklık oluşmuş... Bu noktalarda biraz daha özen gösterirsek daha iyiye evrilecek yazılarınız...
Sevgi ile.
Şeyda GÜNEŞ
--------------------------------------------------------------------------------- nihat ÖKS Girişimcisi Ynt: insanlar ve karıncalar
-------------------------------------------------------------------------------- Şeyda öncelikle şu belirtmek isterimki yazı hakkındaki eleştirileriniz için çok teşekkür ederim.Yazıyı gece ilerleyen bir saatte o anki duygu ve düşüncelerimi aktarmaya çalıştım.imla kurallarını tüm edebiyatcıların önem verdiğini biliriz,fakat bazen yaratıcılığı öldüren kurallar degilmidir? ------------------------------------------------------------------------------ zeyno ÖKS Yöneticisi
Ynt: insanlar ve karıncalar
-------------------------------------------------------------------------------- Eleştirmek değil!
Çünkü işim bu değil. Bu cümleden 'bir işim var' manası çıkarılmasın. İşim falan yok benim. Hatta işle, işim bile yok benim. Benim işle, olsa olsa sonum olur.. Olmadı, sonlarım olur.. O sonlar da başlamaya gebe madem.. sorun bile hiç değil.. Başlamaklar işten falan sayılmaz zaten...
Bi tek bi şey sorucam ben! Sonra sonuma geri dönücem!
*
Cıııyyyykkkkk fııııyykkkkk eden bir fren.. Ve ardından, o sırada orada ya da oradan geçmekte olan bir adama küüütt diye çarpan otobüs...
Ve ilk ardın ardından
Sonra yerde gözlerini gökyüzüne dikerek boyluboyunca yatar O adam.
Aynı anda, yerde yatar vaziyeti gökyüzü ve gözlerle de desteklenerek tasvir edilen O adama, tepelerde bir ofisin penceresinden bakar başka bir adam. Olayın an an tanığı olmuş. Yapılası bir şey yok. Düşünmektedir; ''ölmüş müdür acaba? Derine dalmış!
Birdenbire ambulansın tiz sesi.. Nasıl tiz bir ses ama... Kulak delen türünden ve deler delmez, havanın da sihrini deldiği gibi dağıtıveren...
Şimdi sıra sorumda sayın yazara
Sayın Yazar,
Aklını, ya bir yerde unutmuş, ya peynir ekmekle yemiş hangi sihir acaba dolaşırdır o sırada havada? Her zamanki siniriyle sınırsız dolaşırken ölüm efendi, atarken cirit?
Ki dağıtsın sihirini havanın; ambulans sesi..
Ha, takıldığım bu içinde sihir hava siren sesi geçen cümleniz, ustaca bir oyun kotarmak gayeli ise, o başka tabii.. Ve o hava, o siren sesi ve o sihirde, ölüm değil yaşam kokan bir ironi gizliyse, daha da başka..
*
Üzerinde; hikayenizin.. Çalışılınca; karınca gibi.. Hikayeniz eminim olacak iyi.. Ben var gördüm şahsen çok istidadınız.. Tebrik ederim, daha şimdiden, iyi olmuş hali için bu hikayenizin, hem yazılacak yeni iyiler için..
-------------------------------------------------------------------------- Hoşgeldiniz. Mehmet Ak Global Moderator ÖKS Girişimcisi
Ynt: insanlar ve karıncalar
-------------------------------------------------------------------------------- Nihayet klavyenin başına oturdun ya... Hoşgeldin! Heyecanı yüksek, bir çırpıda okunacak bir hikaye. Kutluyor ve devamını bekliyorum! Sevgilerimle... -------------------------------------------------------------------------------- ah bu lambalar, küçücük cılız lambalar… nihat ÖKS Girişimcisi
Ynt: insanlar ve karıncalar
-------------------------------------------------------------------------------- hocam teşekkürler klavye icat oldu mertlik bozuldu,kalemin sihirli güçüne inananlardanım nedense akar bir su gididir kalem;elinde kayar gider sen komut vermessin elllerine o gidecegi yerin ulaşacağı hedefin farkındadır,klavyeye gelince boşver gelmeyelim ı ş ı k v e s e v g i y le
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Haziran 04, 2009, 01:32:58 ÖÖ Gönderen: nihat »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
nihat
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 38
|
 |
« Yanıtla #1 : Haziran 04, 2009, 01:39:53 ÖÖ » |
|
nihat ÖKS Girişimcisi İnsan yiyen yamyamlar
-------------------------------------------------------------------------------- Minibüs muavini çarşııı çarşı bu arabaaa sesine aldırış etmeyen duraktaki yolculara bu kez,gidiyormusunuz abiii diye seslendi seksen yaşlarındaki adam gidecek olsak bineriz herhalde oğlum dedi yanındaki kişi sesinde anlam yüklü bu ifadeden etkinlenmişti,minibisün hareket etmesi ile yanındaki kişiye ne kadar yanlış değilmi diye sordu,cevap vermesi kolaydı fakat soruya kısa cevap vermek istemiyordu, Yanlış tabiki amca fakat yanlış olan bir tek bu değilki dedi,adamının gözleri derinden ifadeler yüklüydü fırtınaya benziyordu;bakın dedi kaldırımları görüyormusunuz işgal altında esnaf tezgahanı kaldırımlara çıkarmış ve kaldırımdan gecemeyen insanlar cadde kenarından yürümek zorunda kalıyor ve dolayısı ile araçlar onlara çarpmamak için karşıdın gelen araçları teğet geçiyor ve her şey normal gibi yadırgamıyor insanlar,burası afrika gibi bir ülke diyince dinlemekte olan adam birden hayır sen afrikaya hakaret edemessin dedi sekiz tane dil bilirim gezmedigim ülke kalmadı afrikada yıllarca bulundum ben ülkemi özledim ve yaklaşık dört aydır buradayım ve gördüklerime inanamıyorum dedi evet fırtına etkisini göstermeye başlamıştı bir kaç otobüs gelip geçmişti bu arada gidecekleri yerin vasıtaları, genç adam bu okyonus derinliklerini dalışın bir sahnesini bile kaçırmamak için adamı dinliyordu dün akşam televizyonda dedi genç adam futbol maçı sonrası satırlarla birbirine saldıran insanları gördüm yaralanan ve sonrada ölen insanları hayretle izledim ve sonra maç sırasında tribünlerdeki yüzlerce kalabağı düşündüm futbolcuların mücadelelerini ölmeye ölmeye geldik sesleri çınladı zihnimde anlamlımıydı bu kadar gerçekten bu olay yuvarlak bir meşini karenin içinden geçirmek ve ölmek bu uğurda zekamdan dedi amca dün gece haberleri izlerken zekamdan şüphe ettim gülümsedi ve neden diye sordu,Öyle ya dedi genç adam bu kadar insan bu işi ciddiye alıyorsa demekki bu olay önemli,önemli ise ben neden önemini anlayamıyorum bir kaç kişide degil milyonlarca insan,bu kadar insan yanılıyor olabilirmi? dedim ya burası afrika gibi bir ülke birden adamın sözlerini hatırladı ve pardon dedi verilerin algılara yükledigi bu ifadeleri gülümsemesinde yansıtıyordu,yok dedi deli meli değilsin aklından şüphe etme bir alman bizim sahilde kamp kurar ailesi ile gece kasabadan üç kişi kamp yerine gelir ve adama bağlayıp gözleri önünde karısına tecavüz ederler karakola giden alman durumu anlatır.jandarmalar süpheli şahsı yakalar alman tesbit eder ve mahkemeye çıkarlar şuçlular suçunu kabul eder hakim sorar almana bunlara ne ceza vereyim Alman hayretler içinde hakime seslenir sayin hakim yıllarca afrikada yamyam dedigiimiz insanların içinde tatil yaptım karımın ve çocuklarımın kılına zarar gelmedi uygar bir ülke olarak geldigim ülkenizde karıma tecavüz ettiler ve sen soruyorsun ne ceza vereyim senin kanununda bunların cezaları belli değilmiki bana soruyorsun hiç bir ceza verme çünkü verecegin cezanın adil olacagı kanaatinde degilim der solanu terk eder işte der afrika ile bizim aramızdaki fark; o ara otobüs gelir genç adam fırtınanın dindigini anlar,adamın bindiği otobüse kendi yolu olmadığı halde biner yanına oturur amca der sen nereye takılıyorsun sizinle her zaman görüşmek isterdim.Adam gencin omuzlarına dokunur ben der önümüzdeki hafta tekrar dönecegim yurt dışına genç adam bulmuşta kaybetmiş olmanın verdigi hüzünle vedalaşır. --------------------------------------------------------------------- Mehmet Ak Global Moderator ÖKS Girişimcisi
Ynt: İnsan yiyen yamyamlar
-------------------------------------------------------------------------------- Sevgili Dostum, Çalışmalarını ilgiyle takip ediyorum. Bu konuyla ilgili sana bir iki önerim olacak. Birincisi; yazdıklarını önce bir Word sayfasına kaydedip, gerekli düzeltileri yaptıktan sonra form sayfana asman. Bu çalışma ürünün daha anlaşılır ve akıcı olmasını sağlar.
İkincisi; Ürünlerini bir başlık adıyla form açarak bir arada toplaman, okumak isteyenlerin kolaylıkla bulmasını sağlar.
Örneğin: Nihat Öyküleri, Nihat Şiirleri veya Nihat Yazıları v.s. senin uygun bulacağın başlıkla olabilir. Başarılar diliyorum, sevgilerimle...
-------------------------------------------------------------------------------- ah bu lambalar, küçücük cılız lambalar… -------------------------------------------------------------------------------- nihat ÖKS Girişimcisi Ynt: İnsan yiyen yamyamlar
--------------------------------------------------------------------------------
Dostum kelimesindeki dostluğunuz anlaşılır bulundu teşekkür ederim. Öncü kimliğinizin altını çizer saygılarımı belirtmek isterim. Dagılmış bir deryada,dalga boyunu yakalamaksa gayemiz okyonusun kenarındanda olsa ulaşmaksa hedefimiz ister sandal olsun,ister sürat teknesi yinede çok teşekkür ederim.
ışık ve sevgiyle
|
|
|
|
|
nihat
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 38
|
 |
« Yanıtla #2 : Haziran 04, 2009, 01:43:04 ÖÖ » |
|
nihat ÖKS Girişimcisi
Saldırganlık
--------------------------------------------------------------------------------
ne zaman başladı? ne zaman bitecek? Genetik yapımızın bir sonucu ise yeni kopyalardan bu geni nasıl ayırt etmeliyiz. Hafta sonlarında şehir dışında kısa gezintilere çıktığımda şu soru hep aklıma takılır;geniş ovalar bu gününkü nufüsun onlarca katını kaldırabileceği genişlikte;
o zaman nedir?bizleri tutsak eden bu düşünme şeklimiz.Saldırganlık benim algılarıma göre başkalarınında hakkı olan metaların veya arazilerin paylaşımsız eğemenliği diye tanımlayabilirim.Paylaşım alt eğolarımızın eğemenliği altında ezilir iken üst eğo olarak eğemen olma yapımız baskın, paylaşım üzerinde.Benlik yerine bizlik kavramının olgunlaşmadığı evrensel boyutları ile ele alındığında bencilligin ne kadar sığ bir yapı kazandığını görmemek mümkünmüdür,
Bırakın dünya denilen samanyolu galaksideki küçücük bir gezegeni evrensel boyutlarıyla kaç ışık yolu uzaklıklar ele alındığında alışılan bencilliğimizin bizi nerede hapsettiğini ;
hapis olmuş beyinler yumağı bizimki;öyle bir pranga vurmuşuzki düşünme şeklimize
o zincirleri kırmak güncel yapımızda anlamını bulamaz iken tüm benliğimiz eğemenlik
kaygıları içinde koybolmuş durumda zavallı bizler ne kadar eğemen=o kadar üstün
komleksseldir aslında birazda saldırganlık.Adamlar kalkıyor dünyanın neresinden
nereye saldırıyor. kompleks değilde nedir?
petrol mi ?
saldırganlıkmı?
soruyorum size.
|
|
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #3 : Haziran 04, 2009, 03:00:51 ÖÖ » |
|
da da da
ben si zin ba ba nız ım ben ne dersem O o lur
daaaaa daaaaa daaaa
diye, uzayıp giden bir parça bu.. müzik parçası.. kim söylüyor? devam sözler ne diyor? O kadarı aklımda yok şu anda.
Kusura kalma Nihat Kardeşim,
Şu; egolu, megolu.. saldırganlık mı yoksa kompleks mi? sorulu yazın, birdenbire aklıma bu parçayı düşürdü..
Sayfandayken hazır da, paylaşayım istedim. Yazma çabanda başarılar dilerim.
|
|
|
|
|
|
sedef Kandemir
|
 |
« Yanıtla #4 : Haziran 04, 2009, 12:48:49 ÖS » |
|
Merhaba
Ben de yeni katılımcımız Nihat Bey'in yazım hayatında başarılı olmasını diliyorum ve hoş geldiniz diyorum. Yazmak eylemi, bir insanın bir diğerine anlatacaklarının birikiminden beslenerek, hatta bu birikiminin dolup- taşma raddesine gelmesinden itibaren başlar, biliyoruz. Yapısında varsa birinin yazar olma potansiyeli ( Buna yetenek de denilebilir ) birikimi kadar boşalım yapacaktır elbet, ama kağıttan olsun ama ışıktan sayfalara. Her durumda, her ne yapıyorsak yaşamda sunumu göz ardı edemeyiz. Daha etkili olabilmeyi, birilerinin bizi dinleyip, anlamasını isterken ( ki; bu gayet insani bir duygudur, çünkü herkesin bir diğerine anlatacağı önemli duyguları, anıları, sözleri mutlaka vardır.) etkili olma çabamızı çalışmalarımızdan da esirgemezsek, anlaşılır olmaya daha bir yaklaşmış oluruz. Konuşurken de etkili olabilmek çabasındayız, biliyoruz çoğumuz; karşımızda ki bizi anlasın çabasıdır bu. Böyle bir çabayı yazıdan esirgemek, öncelikle kendi yazdıklarımıza ihanettir. Burada herkes amatör benim bildiğim kadarıyla, amatör bir gayretle, çıkarsız bir dünyanın içinde kendimizi bulmaya ve ifade etmeğe çalışıyoruz. Ego savaşının yapıldığı bir alan olarak hiç görmedim. Karşılıklı yardımlarla, minik uyarılarla, gördüklerimizi birbirimize aktararak daha iyiye yol almaya çaba gösteriyoruz. Nihat Bey; size yapılan uyarılar haksız uyarılar değil. Yazınıza daha özen göstererek sunum yaparsanız bence de daha anlaşılır olacaksınız. Sözlerinize siz kendiniz değer vermezseniz bunu başkalarından beklemeniz de yanlış olur kanaatindeyim.
Yazım kuralları, öğrenilmeyecek ve tatbik edilmeyecek kadar zor değil. Hepimiz başlarda bu yolda bocalamışızdır, özellikle kendi adıma söyleyeyim, birçok arkadaşımdan aldığım uyarılarla daha iyiye gitmeye çabalayan biriyim, aldığım bir eleştiri beni sevindirir, bu okunduğumu da gösteren iyi bir şeydir ayrıca
Dil kurallarına baş kaldıran bir anlayışı savunuyorsa yazan kişi, bu baş kaldırısını öncelikle diğerlerine kabullendirmesi için yeni kurallar geliştirdiğini gösteren, reddedilmesi mümkün olamayacak bir anlatım geliştirip, bunun diğerlerince kabullenmesini bekleme hakkına sahip olmalıdır ki; savunması daha anlaşılır olsun.
Hepimiz yukardan bakmanın nasıl bir duygu olduğunu düşünmüşüzdür, sizin hak, adalet temalı öyküleriniz çoğumuza yabancı değil. Bize öyle bir yazı yazın ki içinde hiçbir kimsenin göremediği, düşünemediği farklı bir konu, bu konuya farklı bir yaklaşım, farklı bir görüş, farklı bir öneri, farklı bir sonuç olsun. O zaman yazım kurallarını değiştirme yetkisini belki size verirler. Ayrıca yazmayı üstlendiysek, bizlerden daha genç kişilere okumayı sevdirmek gibi bir sorumluluğu yüklendiğimizi- de unutmayalım.
Kısa öyküler çok zordur, öz ve kısa cümlelerle çok şey anlatabilmesi gerekir yazarın. Yoksa bir gazetede haberinin aktarımı gibi yüzeysel olur, hikayenin amacı bir olayı aktarmak olmamalıdır. İçerdiği bilgilerde çok önemli, adaletten söz ediliyorsa bir ülkenin adaletinin kuralları, nasıl işlediği bilgisini mutlaka doğru olarak içermelidir. Örnek olarak sizin İnsan Yiyen Yamyamlar anlatısındaki olaya göz atarsak;
bir alman bizim sahilde kamp kurar ailesi ile gece kasabadan üç kişi kamp yerine gelir ve adama bağlayıp gözleri önünde karısına tecavüz ederler karakola giden alman durumu anlatır.jandarmalar süpheli şahsı yakalar alman tesbit eder ve mahkemeye çıkarlar şuçlular suçunu kabul eder hakim sorar almana bunlara ne ceza vereyim Alman hayretler içinde hakime seslenir sayin hakim yıllarca afrikada yamyam dedigiimiz insanların içinde tatil yaptım karımın ve çocuklarımın kılına zarar gelmedi uygar bir ülke olarak geldigim ülkenizde karıma tecavüz ettiler ve sen soruyorsun ne ceza vereyim senin kanununda bunların cezaları belli değilmiki bana soruyorsun hiç bir ceza verme çünkü verecegin cezanın adil olacagı kanaatinde degilim der solanu terk eder
Nihat Bey, mahkemelerde bir hakimin Ne ceza vereyim? diye sorduğunu burada öğrendim. Buna en iyi cevabı yine hukuk bilgisi ve deneyimi olan birisi cevap verir. Ancak tecavüz davalarındaki çoğu haksız yaklaşımı hepimiz biliyoruz. Bunun irdelenmesi çok daha doğru olabilirdi ki; mesela o Alman arkadaş, tecavüze yol açabilecek davranışlardan dolayı sorgulamaya tabi olsaydı ( hep öyle olur) hakime öyle bir cevap verip, bu ülkeyi terk edebilme hakkına sahip olurdu. Ben böyle düşünüyorum. Bu yazdıklarımı size egemenlik taslamak ya da egomu tatmin etmek olarak algılamamanızı dileyerek tekrar yazım hayatınızda başarılar diliyorum, asla vazgeçmeyin, uğraşmaya değen en güzel alandır. Kolay gelsin.
Tekrar Hoş geldiniz.
Sedef kandemir
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Haziran 04, 2009, 12:50:13 ÖS Gönderen: sedef Kandemir »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi". -Sabahattin Ali-
|
|
|
nihat
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 38
|
 |
« Yanıtla #5 : Haziran 06, 2009, 01:24:09 ÖÖ » |
|
Merhaba. Hoş buldum. Hissettiklerini anlayan ve anladıklarını hisseden tüm kalem(pardon)klavye emekcilerini saygı ve sevgi ile selamlarım. Eleştri insanı insan yapan; olgularımıza yenilik katan bir yaklaşımdır kuşkusuz.Bir anlam yükler isek nereden nasıl bakmak gerektiği konusudur sorum.İnsanı insan yapan ve diğer canlılardan ayıran yeğane özellik, varlığının ve çevresindekilerin varlığının farkına varabilmesidir.Şöylede tanımlar ünlü bir bilim insanı (İNSAN GÜLEBİLEN YEĞANE CANLIDIR) Anlaşılır olmak,anlaşmak uzak kavramlardan temaşa kurabilmek.Yaşadığımız evrenin üç boyutlu halinin zihinlerdeki yanılgı yansımaları;besine dayalı olarak gelişen duyu organlarımızla algılayabildiğimiz Evren anlam bulur algılarımızın anlamında. Magnetik alan vardır,fakat biz bunu besiyle dolaylı ilğili olduğu için göremeyiz.Duyu organlarımız magnetik alanı yada proton ve nötronları veya alfa,beta,gama ışın ışınlarını algılayabilse o zaman nasıl bir evrende,nerede,nasıl sorularına belki bir nebze cevap bulabilirdik.Tabiat yani dünyadaki tüm canlılar, doğanın eserleri;kabullenmek anlamında eşitmidir?özerkliği varmıdır insanın; kebebla,koyunu birbirinden ayrıştıran insanlar tirajı komik değilmi. Bir gün deneyin isterseniz yani et yerken onu koyun yada başka bir canlı olarak o anda düşünün,boğazınızda düğümleniyormu kuzuların sessizliği. Eleştirmek,özür dilerim sizin değerli yazınızı noktalı virgül,satır arası ile kesmek zorunda kaldığım için.Yazmaya çalıştıklarım,Bir yere,kişilere veya toplulukları gayesi değil; ötekilerize ve değerli kalem emekcilerine asla.Düşündürücü algılanma ,hayal kırıklığı .Burdanda ne anlam çıkar onu bilemiyorum doğanın bir eseri olan ve bu eseri algılarının üst noktasında taşıyan ve sunan siz değerli kalem dostlarını, Işık ve sevgiyle selamlarım. not :Sayın Sedef Kandemir`e Klavyenin başında dakikalarca bana zamanın ayırıp, emek vermesi ve değerli özeleştirileri için teşekkür ederim.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Haziran 06, 2009, 23:42:58 ÖS Gönderen: nihat »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #6 : Temmuz 13, 2009, 14:06:53 ÖS » |
|
Neredesin dostum, yeryüzünden de gökyüzünden de göremedim seni, bilirim dünyalısın da, o da kesmez seni, galaksiler arasındasındır. eleştiri toplayacak kadar ilgi toplamışken hani... kesmesen hızını...
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
nihat
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 38
|
 |
« Yanıtla #7 : Temmuz 13, 2009, 23:39:12 ÖS » |
|
Orta çağdan kalan,metafiziksel felsefelerinin tümünün; üzerimize sinen o pis kokusunda yüzüp durur iken henüz; arınmak en azından, şu genzimi yakan insan merkeziyetci bakış açısından rafinelemek kendimi(kendimizi). İnsan nedir sorularına ve soruma yanıt bulmak ,bulduğu yanıtlara inanmamak ve yeni sorular ve yanıtlar aramak ivme kazandırmak benliğime(benliğimize). hayat denilen sonu 65 ile70 (dünya yılı ile hesaplanan)sonu sonlanan sonuçlarda sonlandırmak benliğimi.Sesli düşünmek için aldığımda elime kağıdı kalemi.Nereden nasıl bakmak ,algılarımıza düşen izdüşümlerine teğetle paralellik kurmak ve bu paralelliğede dik çıkabilmek ve bu dikte entropik baglantılarda ekleyebilmek, tüm bunlara paralel sosyolojik bağ edenibilmek anlam ve önemi;her şeye rağmen anlamlısınız olabilirliği üzerinde düşünmek.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 14, 2009, 00:27:32 ÖÖ Gönderen: nihat »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
nihat
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 38
|
 |
« Yanıtla #8 : Kasım 27, 2009, 07:16:15 ÖÖ » |
|
Önümüzdeki yüzyılda,doğal besi kaynakları ekolojik yapının bozunumu ile son bulunca.Besiye dayalı olan sindirim sistemimiz, doğal besinlerin yerini alacak olan çeşitli alternatif besi kaynakları ile yaşamsal faaliyetlerini devam ettirme zaruriyeti ile 2109 yılındaki kurban bayramı doğal olarak cinayetsiz gececektir,hepi...nizin 2109 yılında,cinayetsiz bayramını şimdiden kutlarım.
|
|
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #9 : Ocak 07, 2010, 12:15:01 ÖS » |
|
Doğum günün kutlu olsun kardeşim. sana ve ailene sevgi ve saygılarımı sunuyorum...
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
nihat
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 38
|
 |
« Yanıtla #10 : Ocak 16, 2010, 19:13:40 ÖS » |
|
(TFF Süper Lig ve TFF 1. Lig'in Yayın Haklarının devri için düzenlenen "Medya Hakları İhalesi"nde A Paketi 321 milyon dolarla Digitürk'te kaldı.)yayın biligisi( http://www.trt.net.tr/Haber/HaberDetay.aspx?HaberKodu=1a6315a5-60c1-40fa-a438-fb89cec1cb33) Global kirizin etkisindeyiz neyseki teğet geçti.Tabiki içinde yaşadığımız coğrafyada etkisi altında,bu nedenledirki ;hepimiz coğrafi koşullara göre ayağımızı yorgana göre uzatmalıyız.Global kriz var fakat başarılı yöneticilerimiz sayesinde kirizi teğet atlattık bizde kiriz miriz yok keriz var.Ülkede açlık,issizlik,yoksulluk kol gezerken 321 milyon dolar, kiriz yok keriz var keriz.
|
|
|
|
|
nihat
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 38
|
 |
« Yanıtla #11 : Nisan 01, 2010, 00:55:50 ÖÖ » |
|
İki atom arasında, bir veya daha fazla elektronun paylaşılmasıyla karakterize edilen kimyasal bağın tanımına Kovelent bağ denildiğini fizik ve kimyadan hepimizdeki etkilerini hatırlarız. Fizyolojik yapımızın ilk tohumlanması ile başlayan temaşa duygularımız, benliğimiz üzerindeki oluşturduğu izdüşümüne parelel gelişen ve temel yapı taşlarımızda yerini bulan ,zaman ve mekan olarak etkilenmelerin etkisini ortaya koyuş biçimi ile sosyal olma ve kovelent bağ dokusuna döngüsel döngülerimizin anlam ve öneminde sizlerle kovelent bağ kurulabilirlik duygu ve düşünceleri içinde etkinlikten etkilendik.
|
|
|
|
|
nihat
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 38
|
 |
« Yanıtla #12 : Eylül 11, 2010, 23:26:22 ÖS » |
|
BURASI TIMARHANE VE BEN AKIL HASTASI BİR ADAMIM
Sabah erken işe gitmenin ve günün yorgunluğu ile uykuya dalmıştım.Birden sokaktan gelen sesle irkilerek uyandım.Pencereden dışarıya baktığımda elindeki tokmakla davul çalan adamı gördüm,kol saatim 02:30 'u gösteriyordu,dehşetti birden paniğe kapıldım acaba delirmişmiydim?bu saaattte sokakta davul çaldıklarınımı sanıyordum,yoksa burası tımarhanemiydi
bütün uykum sinir sistemim felç olmuştu,benliğim varlığımın devamlılığına sürdüremez durumda idi.Belli belirsiz düşünceler kaplamıştı ,burası tımarhane ise kurtulma isteği kaplamıştı benliğimi saplantısal olarak uzak sokaklardan yankısı yanılğı yansımaları gibi geliyordu güm güm güm .
Geçen zaman içinde her gece bu işkence devam etti ,bayram arifesinde ilk gecenin kabusu güpegündüz çökmüştü üzerime güm güm güm sesleri uzaklardan bir yerden yaklaşarak geliyordu saplantısal oldu benliğime düşüncesi yansımıştı gözlerim ve dudaklarımdaki gülümsemeye,yok hiçte benzemiyordu hayale ses çok yaklaştıkca. Yaklaşık on dakika sonra ses benim sokağımı gelivermişti korkuyordum bakmaya ya gerçekten gerçek değilse ,çalan zil sesi kabusu sonlandırdı kapıyı açtım evet kabusum benim karşımda idi sırıtıyordu ben dilimi yutmuştumki adam sessizliği bozdu ramazan davulcusu abi diyince şaşkınlık kaplamıştı bu sefer benliğimi kabusum gerçek olmuş hemde konuşuyordu korkuyordum belli belirsiz nedenselliğini bilmediğim bir şekilde abi bahşiş sesi bozdu bu nedenselliği ;kabusum benden gece rahatsız etme parası istiyordu;Korkarak kabusuma senmisin geceleri beni rahatsız eden? adam şaşkın bir okadarda pişkin vazivemiz abi dedi ben sana ne zaman beni uyandırmanı isteğimi hatırlamıyorum hem gece gel benim kabusum ol hemde üstüne para iste
galiba gerçekten delirmiştim burası tımarhane ve ben akıl hastası bir adamım.
|
|
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #13 : Eylül 14, 2010, 16:44:01 ÖS » |
|
buraya kısaca ülkemiz diyoruz...
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
nihat
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 38
|
 |
« Yanıtla #14 : Kasım 18, 2010, 14:16:44 ÖS » |
|
Muhteşem bir ziyafet sofrasıydı.Bir neşe akımı içinde insanlar yemek yiyorlar,konuşuyorlar,kadeh kaldırıyorlardı.Erkeklerin gözlerinde altın günlerin birini yaşamanın gururu,rahatlığı ve güveni pırıldıyordu.Kadınlrın gözlerinde ilgi dalgalarından
doğan şuhluğun,kıvraklığın ve tazeliğin sevinci ışıldıyordu....
Pırırl pırıldı gözler,ışıl ışıldı gözler....
Yanlız bir adamın gözleri,karanlığa doğru uzanan dehlizler gibi,iki korkunç boşluk halinde tabağa dikilmiş,öyle duruyordu.
Çatallarla bıçaklar bir zarafetin kımıldanışlarıyla,ellerle tabaklar arasında,bir ileri bir geri,minik dans figürleri yapıyorlardı.
sonra bıçak hafif yana ayrılıyor,çatal bir tüy hafifliğinde ağızlara yükseliyordu.
ADAM tabağın iki tarafındaki sıkılmış yumruklarında,sopa tutarmış gibi tutuyordu çatalla bıçağı;hiç bir şey yemiyor ve dehşetle bakıyordu yemeğe...
Tabaklar kalktı,tabaklar kondu,yemekler gitti yemekler geldi...
Adam hep öyle bakıyordu.Canı istemiyor da yemiyor değildi,yiyemiyordu.Bir şey vardı yemesine engel olan.Gülemiyordu,konuşamıyordu.Bir şey vardı gülmesine,konuşmasına engel olan...
Bir kadın divana şöyle uzanmış yatıyordu.Bir ayağı yere sütun gibi inmiş,öteki ayağı dişicealtına kıvrılmıştı.Kıvrılan ayağın gepgergin çorap içindeki yuvarlak diz kapağı,yere değen ayağının küçük kavislerle sağa sola sallanan topuğu...Kadının hafif aralıklı dudakları ve kendiliğinden boğulanmışcasına nemliydi.
Çekik perdelerden donuk bir ışık sızıyordu içeri.Dakikaların kanatları vurulup vurulup düşüyordu havaya....Konuşmanın noktalandığı çizgiydi kadın.
Ve aynı adam oturuyordu kadının karşısında.adamın gözleri karanlığa doğru uzanan dehlizler gibi,iki korkunç boşluk halinde kadını dikilmiş öyle duruyordu.
Kalkıp kadının elini tutsa,tutamıyordu.Yüzüne doğru eğilse eğilemiyordu.Dudaklarını öpse öpemiyordu.
Birşey vardı;bir şey vardı,tutmasına,eğilmesine,öpmesineengel olan.
Bu adam...Bu adam uzatılan elleri sıkamazdı,verilen paraları alamazdı,yiyemezdi ,içemezdi,sevemezdi bu adam:dünyada sadece karanlığa doğru uzanan dehlizler gibi,ikikorkunç boşluk halindeki gözleriyle,öyle bakar ve hiç bir şeye dokunamazdı,ne canlılara,ne eşyaya...
Bir gün adama:
-Neden böylesin,diye sordular,neden başkalrı gibidegilsin,nedenonlar gibi yaşamıyorsun?
ADAM:
-Benim gözlerim,kaderin cilvesi olarak,bir çift mikroskop kudretinde yaratılmış,dedi.Sizin en sevdiğiniz,En beğendiniz şeylerdeki bütün mikropları görüyorum ben,MİKROPLARLA KAPLI ZİYAFETLER ,MİKROPLARLA KAPLI DUDAKLAR,MİKROPLARLAKAPLI ELLER,MİKROPLARLA KAPLI PARALAR...
SİZDE BENİM GİBİGÖRSENİZ YAŞAYAMAZDINIZ.DUA EDENİZ HEPİNİZ MUTLULUĞUNUZU, GÖZLERİNİZİN ZAYIFLIĞINA BORÇLUSUNUZ
Çetin ALTAN(Şeytanın gör dediği)
|
|
|
|
|
|