Ruşen Ergün
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 16
|
 |
« : Haziran 27, 2009, 22:45:03 ÖS » |
|
Riski Avantaja Dönüştüren Şiir / Mehmet Akif Ertaş
Yayımlanmış bir kitabı olmayan bir şair veya yazar hakkında yazmak, birden fazla riskle mücadele etmeyi gerektirir. İlk kitaplara bile temkinli yaklaşıldığı bir ortamda, kitap sahibi olmayan ama dergi yelpazesini geniş tutan bir isim hakkında kaleme alınacak olan yazı, görmezden gelinebilir. Yazar veya şair olarak kabul edilmenin ölçütü, kitaplaşmış bir esere imza atmak olduğu için gerçekleştirilecek olan çalışmanın havanda su dövmenin ötesine geçemeyeceği bile düşünülebilir.
Bu yazıda “NEY ve TEF” başlıklı şiirinden hareket edilerek poetikasının koordinatları belirlenecek olan Yaprak Ünvar; şimdilik bir kitaba sahip olmamasına rağmen, hem yayın organı yelpazesini geniş tuttuğu hem de riski avantaja dönüştürmesini bildiği için, incelenmeyi fazlasıyla hak etmektedir.
Birçok şiirde, yaratılmaya çalışılan gergin atmosfer, son dizeye gelinmeden yerini gevşekliğe bırakarak, şiiri bir anda tekdüzeleştirirken Ünvar, kontrastın hâkimiyetine inanarak oluşturduğu kurgusuyla, bu olumsuz durumdan uzak duran şiirler kaleme almayı başarabilmektedir.
Şiiri bir senfoni olarak algılayarak, genelden özele giden şairlerin aksine, onun şiirlerinde konçertodan ilham alarak senfoniye ulaşan bir imge dünyası oluşturulmaktadır. Sesine odaklanılan enstrümanın, bir müzik türüne ait olmadığına inanılarak, enstrümana ve dolayısıyla dizelere müzikler arası yolculuklarda soluk aldırılmaktadır. Bu bağlamda Emel İrtem’e yaklaşan Ünvar’ın, Nur İpek Önder’le akrabalık ilişkisi içinde olduğunu vurgulamak gerekmektedir(1)
Sesi belirli günlere ayarlanmış olan Ney’den sadece; işinin ehli bir Neyzen’in nefesini değil; pastoralliği aşındırılmış bir dünyanın kapılarını aralayan çoban kavalının dokunaklı nağmelerini, özel gösteriler için hazırlanmayan saksafonun feryadını, eğlencenin bünyesine sızan derin hüznü dillendiren klarnetin çığlığını, şiirle “gerçek” anlamda empati kurabilen okurlar duyabileceklerdir(2)
Tef’in Ney’le aynı başlığı paylaşması, Ney’deki sonsuzluğu müjdeleme gücünü engellemediği gibi, ondan çıkan ses, Tef’in ritim konusunda yeniden ince hesaba yönelmesini de sağlamaktadır(3)
1986 Tunceli doğumlu Ünvar’ın şiirindeki müzik; laubalileştirilmeye ve Oryantalize edilmeye meyilli bir Doğu’dan hız alarak kurgulanmadığı için, Batı’nın işlek caddeleriyle karşılaştığında adaptasyon problemi yaşamamaktadır. Doğu’daki en uç noktayı keşfetmekte ısrarlı bu müzik; avazları Munzur Suyu ile yıkanmış yaşlıların, sadece mırıldandıklarında değil, yüz hatlarında da okunan enternasyonalist anlayışın izini sürdüğü için (4), halay zeybekle bir ortak paydada buluşabilmektedir. Keşiften, sadece yüzeydekini tanımayı algılamayan bu müzik ve dolayısıyla şiir; Doğu’da Hayyam’ın, Batı’da Yeats’in kapılarını aşındıracağının haberini de şimdiden vermektedir. Haberi ertelemeyen Ünvar’ı dikkatle takip eden okur; onun, Hayyam’a ayarlı Batı’yı ve Yeats’e ayarlı Doğu’yu da bir taraftan filizlendirdiğini hissedilebilecektir.
“NEY ve TEF”; toplumsal tavrı önemseyen Yaprak Ünvar’ın, öncelikle bireysel duruşu ihmal edemeyeceğini göstermesi bağlamında da önemli bir yerde durmaktadır. Oluşturulan dizeler, bireysel karşı duruş olgunlaştırılmadan, toplumsal mücadeleye girişilemeyeceğini ve Ünvar’ın kendisine, Bohemya’dan yer beğenmeyeceğini de açıkça göstermektedir.
Kontrasta işaret eden yapı, kendi içinde yarattığı sarmal örgüyü, ahengi önemseyerek dışa yansıtırken, müzikle birlikte sinemanın imkânlarından yararlanmayı da unutmamaktadır.
İlk dizede kullanılan bindirme yöntemi, ruhsal gel-gitlerin hal tercümeliğine girişircesine, ikinci bölümde sırayı zincirlemeye vermektedir. İzlenilen film; klasik senaryo yöntemini görüntüye düşürmeyen, “Yeni Dalga”, “Yeni Gerçeklik” gibi akımların yörüngesinde gezinen bir hikâyeyi anlatmadığı için, final sahnesinde yaşanacaklar okuyucuyu şaşkınlığa düşürecektir. Irmak, bindirme yöntemini somutlaştırmak için, sessiz sedasız akıp gitmeyi alegorize eden nehirin yerini almıştır. Kimi zaman nehire bel bağlasa da Ünvar’ın şiirinin en önemli anahtarlardan biri olan ırmak, onun lirik muhalefetin taşkın sularında ilerlemesine yardımcı olmaktadır (5)
Irmağın dönüştürücü etkisini sadece dili yontarak sergilememiştir. Dönüşüm, gözlenilen her unsurda kendisini hissettirmiştir. Şiirin eril bir ton taşımasına izin vermeyen Ünvar, hayatını, televizyonun üçüncü sınıf dizilerinden öğrendikleriyle anlamlandıran Postmodern Fundamentalist Sindrellalar’la (5) da arasına aşılmaz bir mesafe yerleştirdiğini yeniden göstermiştir.
O; çekildikleri köşelerinde sadece ahkâm kesen, zamana ve mekâna göre “devrimci”, “muhalif”, “demokrat” olmayı çok iyi bilen, içlerindeki; totaliter, otoriter, ırkçı ahtapotu itinayla büyütüp besleyen eril müfredat hizmetkârlarına ise; bir anda tüketilemeyen, yaldızla ambalajlanmayan şiirleriyle, “gerçek” anlamda, nerede ve nasıl durduğunu da söyleyebilmiştir.
Mağdurluk ve mazlumluk söylemini, arka planda “Maduniyet Okulu”nun cümlelerini hissettiren cümleleriyle yeniden konumlandırmaya çalışan ve bunu başaran Yaprak Ünvar; İkinci Yeni’den Şiir Atı’na sarkan ve salınan ancak; bu hareketlerin ardında neyin varolduğunun bilinciyle poetikasını biçimlendiren şiirleriyle Melih Cevdet Anday’ın sözünü doğrulamıştır ve doğrulamayı sürdüreceğinin garantisini de vermektedir: “Şairin genci, yaşlısı yoktur; sadece şiir vardır”
Dipnotlar. 1.Karakalem’in Mayıs 2009 tarihli sayısında yer alan ve Emel İrtem’e odaklanan yazı bu konuyu ayrıntılarıyla ele almaktadır. 2. Neyzen Ercan Irmak, kaval sanatçısı Sinan Çelik, klarnet icracısı Serkan Çağrı enstrümanlarını bu özelliklerini göz ardı etmeden seslendirmektedirler ancak; onlar hakkında gün yüzüne çıkan yazılar bu özelliğe dikkat etme gereğini duymamışlardır. Saksafonda ise bu tarz denemelere girişilmesine rağmen, enstrüman, hem müzikler ve coğrafyalar-arası yolculuklara hem de bilinen özelliklerinin dışına henüz çıkarılamamıştır. 3. Yarkın Ritm Grubu bu ince hesabı, hem kendi albümlerinde, hem de katkı sundukları performanslarda müzikler-arası ilişkilerin nimetlerinden yararlanarak gerçekleştirmişler ve vurmalı çalgıların da saygınlığına dikkat çekmişlerdir. 4.Metin- Kemal Kahraman kardeşlerin, dinleyiciyle buluşturmaya devam ettiği kayıtlar, son aylarda, özelde müzik genelde kültür-sanat ve edebiyat heveskârı olan Emre İnanan’ın gayretiyle de sürmektedir. Savruk bir müzik zevkinin de olmadığı anlaşılan Ünvar, bu kayıtları içselleştirerek dinlediği için bağlantı kurma aşamasında sıkıntı yaşamamıştır. 5.Postmodern Fundamentalist Sindrella kavramının ne olduğu ve nasıl bir seyir takip ettiği, Onaltıkırkbeş’in 28. sayısında yayımlanan “Akarsu Damlalarından Çağlayanlar Yaratarak Enstantaneleri Mekân Tutmak” başlıklı yazıda ve ilgili dipnotta anlatılmıştır
|