düş
Günlüğüm
-Rüzgârı suskunluğunda dinle, ne çok şey anlatır-
Düşlerimde biran olsun beni yalnız bırakmayan, benimle sürekli konuşan hayal kişi oldukça suskun bu gece. Bir şeyleri anlatmasına, beni yönlendirmesine o kadar alışmışım ki; onun bu hali beni endişelendiriyor.
“Bir şeyler söylesene” diye üsteliyorum. “Hadi konuş benimle!”.
“Ne söylememi bekliyorsun?” diyor. “Açıklanacak bir görüntü yok ki çevremizde seni şaşırtan.”
“Yok mu?” diyorum hayretle.
Aynı hayret dolu bakışlarla “var mı?” diye soruyor.
Doğru; görüntüler oldukça sıradan. Basit döşenmiş bir odadayım. Duvar kenarında dağınık bir yatak duruyor, başını yastığa dayamış sarı tüyleri olan bir kedi uyuyor içinde. Çok huzurlu görünüyor, sanırım hoş bir rüya görüyor şu anda, arada bir patilerini kıpırdatarak koşmak ister gibi kıpırdanıyor. Uzun uzun onu seyrediyorum. Masanın hemen yanındaki mantar kaplı panoya kırmızı raptiyelerle iliştirilmiş resimlere de bakıyorum. Renkli tebeşir kalemler kullanılmış ve küçük kartondan karelere çizilmiş, animasyon filmlerdeki görüntüleri andırıyorlar. İki tombul kedi başlarını birbirine yaslamış dolunayı seyrediyor. Bir bez bebek kırmızı balonunun ipine tutunmuş yerden yükseliyor, yüzünde mutlu bir tebessüm var. Bir bez bebek daha, kendisiyle aynı olan başka bir bez bebeği kumaşından sarkan ipinden tutmuş, sürükleyerek bir yerlere götürüyor.
“O da bir düş içinde” dediğini işittiğimde hayalime dönüyorum:
- Dün babamı gördüm biliyor musun?
- Nasıldı?
- Babam gibiydi, oturmuş hararetli hararetli bir şeyler anlatıyordu. Bana konuk olarak geldiğini düşünüyordum. Ağırlamak için ne yapacağımı şaşırmıştım. Onu gördüğüme sevindiğimi fark etmesini isteyerek telaşlanıyordum. O ise konuşmasına devam ediyordu. Söylediği şeylere dikkat etmeye çalıştım; para pul konusuydu yine, bir takım maddi planlarla ilgili şeylerdi anlattığı, karşısındaki kişiye dikkat etmedim. Mal varlığını açıklayan bir iş adamı kadar dikkatli ve ciddi görünüyordu. Oysa ne kadar şakacıdır bilirsin. Yine de onu daldığı bu konudan çekip çıkarmak, dikkatini üstüme çekmek için elimden geleni yaptım.
- Çekebildin mi?
- Evet, sonunda çekebildim. Karşısında durdum “Baba” dedim:
- “Baba, merhaba, hoş geldin.”.
- “Merhaba” dedi bana dönüp. Ama garip bir şey vardı. Benim kim olduğumu hatırlamıyordu sanki, ayıp olmasın diye de tebessüm ederek yüzüme bakıyor, belli etmemeye çalışıyordu. Kim olduğumu çıkarmak için kendini zorladığını fark ediyordum.
“Babacığım” dedim “Seni gördüğüme çok sevindim.”
Her şey o kadar gerçek görünüyordu ki; o an bir rüyada olduğumu biri söylese asla inanmazdım. Sonra çok garip bir şey oldu; babamın yüzü giderek beyazlaşmaya başladı, beyazlaştı, beyazlaştı ve sanki bir film sahnesinde olduğu gibi bana doğru ağır ağır yaklaştı, gözgözeydik.
Yüzünün içinde yer aldığı karenin kenarlarına baktım; gelişigüzel yırtılmış bir defter sayfasının kenarları gibiydi. Babamın yüzü yırtık bir defter sayfasına gelişigüzel çizilen karakalem bir resme dönüşmüştü, öylesine bir karalama anlayacağın. Çok fazla sanat değeri de taşımayan bir resim.
Birden beynimin içinde tuhaf bir şey oldu, sanki bir anlam belirdi ve ben derin bir üzüntü hissettim o an.” Baba!” diye bağırdım “Baba ben öldüm değil mi?”
Tebessüm etmeğe devam ediyordu:
“Baba ben öldüm, hatırlamaya çalış, bunu biliyorsun. Ne zaman olduğunu anlat, gerçeği saklama benden! Nasıl olduğunu merak ediyorum, anlat bana!”
Ağlamaya başladım, üzüntüm giderek artıyordu suskunluğu karşısında, bu duyguya daha fazla dayanamazdım, sonunda uyandım. Etrafıma şaşkın bir şekilde baktım.
Evet şaşkın şaşkın baktım etrafıma, düşlerimi paylaştığım kişi de yanımda yoktu.” Neredesin?” diye seslendim. “Soru sorup, anlattıklarımı beklemeden gidiyorsun”.
Gerçekten gitmişti. Kendimi çok yalnız hissediyordum. “Ne garip bir düş” diye söylendim kendi kendime. Kedi yerinden kalkıp koşarak çıkıp gitti odadan. İçimde hüzünler biriktiren bir gün daha geride kaldı. Uyandım
Sedef Kandemir- 2009