serpil başak
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 4
|
 |
« : Nisan 28, 2010, 12:46:31 ÖS » |
|
Bir Gecenin Arayüzü Göz kapaklarını aralamaya çalışıyor, Selden. Olmuyor, aralanmıyor. Denizden yeni çıkmış bir istiridyenin kabuğu gibi sert ve soğuk göz kapakları. Nem tutmuş yosun gibi üstlerini. İki elinin parmaklarıyla ovalaya ovalaya, boyun eğdiriyor, kısık bir bakışa. Acıyor gözleri. Çıtırtılı ve korkulu bir karanlık doluyor, ellerinden boşalan yere. Koyu lacivert, güvensiz bir gölge gibi sığınıyor gece, patlıcan karası gözlerine. Görüldüğünü bilmenin tedirgin ürpertisinde an. Üşüyor Selden. Nemli ve soğuk bir dil geziniyor ciğerlerinde. Öksürüyor ardı ardına. Toparlanıp oturmaya çalışıyor, yattığı çakılların üstüne. Şimdi anlıyor Ahit’in dizinde uyuyakaldığını. Başının döndüğünü anımsıyor en son. Eve gitmek istediğini ama Ahit’in bırakmadığını bir de. Anımsayınca irkiliyor, çekiyor bedenini. Biraz uzağına oturuyor Ahit’in. Ellerine çakıllar batıyor. Sağ yanı uyuşmuş. Kot şortunun açıkta bıraktığı bacakları delik deşik çakıl izi. Alt perdeden bir çığlık salıveriyor kolunu bacağını ovuştururken. Yakalandığı örümceğin ağından kurtulmaya çalışan bir kelebek geçiyor zihninden. Öteki yarısını kurban vermiş özgürlüğüne. Kopuyor, kanıyor, akıyor, emiyor, sarkıyor, özlüyor, seviyor, sevişiyor, kokuşuyor, yor, yor, yor ve karışıyor gececi renklerine Konyaaltı kıyısında. Ahit, ivecen. Ahit, sevecen. Ahit, eklenmiş iyelik halinde bu gece. Çoğul mutluluk takıları taşıyor ceplerinde. Ne yaşadığını anlatan parmaklarıyla taramaya çalışıyor Selden’in saçlarını. Okşuyor, örüyor ve ucunu kendine bağlıyor elbette. Başka türlüsü olanaksız. Bir, baba oluyor iskelede; ipi boynuna dolanmış balıkçı teknelerini koruyup kolluyor. Bir, erkek oluyor bu gece bu kıyıda; bir hafta önce tanıyıp, ipini eline geçirdiğini düşündüğü kadını sahipleniyor. “Geçti canım. Geçti güzelim. Bundan sonra ben varım yanında.”diyerek Selden’e sokuluyor. “Hadi, yanıma gel. Hadi, sevgilim” diyerek Selden’i çekiştiriyor. Bir bira kutusu çıtırtıyla açılıyor, Ahit’in, kime açtığını bilen ivecen parmaklarında. ”Hadi” diyor. Hadi, bak; sana açtım bunu.” Gülümsüyor; çapkınca bir bakış arıyor ceplerinde. Erkeksi bir şey. Ya da, Selden’in duruşuna gizlediğini sandığı, kadınca bir şey. Yok, bulamıyor. Kuruyor gülümsemesi. Kokusu yok, rengi yok. Kimliksiz bir atım yerleşiyor Ahit’in gözaltına. Gözaltında çözümsüz, Ahit. Gözaltında korungasız, yongasız. Üşüyor, sığ suların saklanamaz yüzünde. Pişkinliğe vurduruyor yakalanmışlığını; “Hadi, kız” diyor. “Hadi, gel. Aşkımıza içelim bu gece. Bak, sana açtım bunu… Canımsın kız. Sen benimsin, Seldeeen!..” Kıvanıyor, kıvranıyor, dikleniyor; oynuyor Ahit. Kendi dilinde, kendi zamanında, kendi köçekliğinde, kendi havasında oynuyor. Mutluluk oyunu oynuyor Ahit. Ama şıkır şıkır oynayamıyor bir türlü. İs bulaşıyor eline koluna. İs bulaşıyor içtiği biranın tadına. Genzi yanıyor Ahit’in. Kendini inandırmaya çalışıyor mutlu olduğuna. Selden’i inandırmaya çalışıyor güçlü ve etkili bir erkek olduğuna. Durmadan bir şeyler anlatıyor Selden’e ve geceye. Daha çok da kendine belki. Çünkü en çok, kendi uçurumundan korkuyor Ahit. O uçurumun kendisini yutacağını ama mutlaka yutacağını biliyor. Onun içindir ki; kıyısında bir çalı bile bitse, sulamaya ama her gün sulamaya, çoktan gönüllü Ahit. Tutunacak bir dal gerekli Ahit’e. Bir kök, bir adres, bir sokak numarası ve açık bir kapı; akşam olunca sıcacık yemek kokularıyla bekleyen kendisine bağlı, sevecen bir kadın. “Korkma kız, ben seni korurum. Tamam, mı, kız? Bundan sonra ben varım yanında.” Toparlanıyor Ahit. Duruşuna bir önemlilik yükleyip, elini çekiştiriyor Selden’in. Selden tepkisiz, Selden uzak. “Bak, sen istemedin bunu yaşamayı.. O hayvanların suçu bu. Biliyorum kız; şu gözlerimle gördüm olup biteni. Nasıl da bakıyordun bana yaralı bir serçe gibi. Ben kurtardım seni. Beeenn!.. İstesem ben de boşaltırdım belimin suyunu, senin içine. Kim bilecekti? Kime duyuracaktın, adlarını bile bilmediğin karanlık yüzlü adamları? İşini bitiren gitti. Hem de, sırıta sırıta gitti. Heeey!..” Bir çakıl taşı alıp, denize fırlatıyor Ahit. Kıpırdanıyor, huzursuz. Kuşkularında dolanan isli havayı temizlemek ister gibi tükürüyor karanlığa. Omuzlarını kaldırıp, bağdaş kuruyor oturduğu yere. Daha bir yerleşiyor kendine ve çok yakıştığını düşündüğü kıyısına gecenin. Özezer hallerinin çetelesini tutan kollarıyla sarıp sarmalamaya çalışıyor Selden’i. Beceriksizce çekiştiriyor. Kollarındaki kesi izlerinden, bakışlarında yanıp sönen kıyıcı ışıktan ürküyor Selden. İtiyor, tüm gücüyle itiyor Ahit’i. Sesli sesli yere tükürmesinden, ter kokusundan iğreniyor. Kalıbı insan olup da, yoğrula yoğrula melez bir forma dönüşen varlığından uzaklaşmak istiyor. Alkolün çözündüğü bedenini dinliyor bir süre. Vıcık vıcık bir sıvı oynaşıyor midesinde. Beyni patlamaya hazır bir kusmuk torbası gibi zonkluyor. Ekşi bir su geliyor ağzına; kokoreç kokusunu duyuyor. Çok güçlü bir gel-git başlıyor bedeninde; kasılıyor, gevşiyor. Kusuyor, kusuyor, ta ki; bir şimşekle parçalanana kadar ufuk çizgisi. Sular kararıp, yasına oturana kadar gecenin göğü. Sonra kalkıp, kıyıya gidiyor Selden. Yasına ortak oluyor, gece sularının. Ilık ve tuzlu suyla yıkıyor ağzını, yüzünü, boynunu. Saçlarını ıslatıyor, gökyüzünden düşen üç beş damlayla yetinmeden. Silkinip doğruluyor. “Tanrım” diyor. “Benim Tanrım. Duy beni, duy ve anla” Sesi çıkıyor Selden’in. Şaşırıyor, sadece düşündüğünü sanıyordu oysa. Sesi geri gelmiş. Ayakta kendini yokluyor Selden. Tepeden tırnağa yokluyor. Güvenli bir şekilde geri dönüyor ve dikiliyor Ahit’in karşısına. “Gitmek istiyorum.”diyor. Evime gitmek istiyorum. Şimdi, istiyorum.” Bir yandan saçını başını toparlamaya çalışıyor, bir yandan da bir sigara yakıyor. Seviyor, yıllardır içtiği sigaranın tadını, kokusunu. Akşamki ürkekliğini, korku dolu bakışlarını ve ezik sessizliğini atmış. Açılmış, aydınlanmış. Duru bir su yürüyor damarlarında. Yüzü, bedeni, sesi ve aldığı karar kendinin, şimdi. Yüreği çoktan sarmış göçü, zihnini bekliyor; tıp, tıp, tıp. “Sen, gelme artık” diyor Ahit’e. “Burada kal. Görüşmeyelim bundan sonra. Ne ben, senin kadınınım, ne de sen, benim erkeğimsin.” diyor. Diyor demesine de; Ahit çoktan boşanmış sakinliğinden. Fırtına bulutları geçiyor bakışlarından. Şimşekledi, şimşekleyecek hava. Korkuyor Selden. Biraz önceki öz güveni fırtına kuşlarına bırakıyor yerini. Kanatlarına sürtünüyor hava. Gecenin seyriyen gözü gibi kırpışıyor, kuzey batıda bir yıldız. Gecenin uğursuz gözü Zamanın arayüzü bir kıyıda şimdi, her şey. Aniden dizlerinin üzerine kalkıyor Ahit. Sol eli pantolonunun arka cebinde… Sağ eli korkunç bir pençe gibi atılıyor Selden’in sol koluna ve öfkeyle çekiyor kendisine doğru..Düşüyor Selden. Sol dirseği sızlıyor. Diz kapağı yanıyor. Açamıyor ağzını. Acısını haykıramıyor, korkuyla susuyor. Sesi yitiyor, karanlıkta parlayan bir metalin çekiciliğinde bakışları. Ağzı kupkuru; bir damla tükürük olsa şimdi. Olsa da, dilini uzatabilse bir çığlığa. Bir sese ulaşabilse, herhangi bir sese. Ahit de konuşmuyor ki. Gecenin öte yüzünden, beriki yüzüne gelmiş hortlak formunda bir karaltı şimdi, o da. Kuzey batıdaki yıldız bile kırpıştırmıyor gözlerini; korkunun dili tutmuş ışığını. Gece arayüzde saklı. Gecenin karası dalgalanıyor; kuzgun karasından ceylan karasına, göz karasından söz karasına, patlıcan karasından biber karasına. İnsanın karasından vicdanın karasına yer değiştiriyor gece. Karaltılar çıkıp geliyor denizden; salkım salkım çürümüş kent kokuyor kıyı. Gölge kokuyor. Yarısı balıklara yaramış ceset kokuyor. İntihar kokuyor. Varsıllığın yoksulladığı kokuyor. Gün ışığına çıkamayan kokuyor. Korkunun soluğu kokuyor. Kokunun kokusu kokuyor. Aydınlatılmış sokakları, ışıltılı bulvarları ve dijital güvenlik sistemleriyle uyuyan kentin uykusuz karanlığının en yufka yerlerinden karaltılar çıkıp geliyor. Çer çöp, çıplaklık, yancılık, yörecilik, cepcilik, boyacılık, parkçılık, namusçuluk, değnekçilik, ablacılık, abicilik, tinercilik, Allah rızası içincilik, şerefçilik, yardımcılık, âşıkçılık, gündelikçilik, reçetecelik, toplayıcılık, dağıtıcılık, adamcılık, kadıncılık, kızcılık, oğlancılık, çocukçuluk, çırakçılık, pazarcılık, pazarlamacılık, toptancılık, perakendecilik, çeyrekçilik, el altından halletmecilik, çaktırmadan bitirmecilik, garsonculuk, garsoniyercilik, kapatmacılık, topukçuluk, dilencilik, insanlıkçılık, aranıyorculuk, bulunamıyorculuk, ölümcülük, öldürümcülük, korkuluk, korkuculuk, korkutmacılık,umutçuluk,umutsuzculuk kokuyor…..Kokuyorlar. Ahit formunda, Selden formunda geliyorlar. Ya da hepsine birden dönüşüyor onlar. Bir daire içine alıyorlar Ahitle Selden’i. Yaklaşıyorlar, yaklaşıyorlar, yaklaşıyorlar. Adım adım değil ama dalga dalga daralıyor daire. Daraldıkça koyul bir sürüye dönüşüyor yüzleri. Ses yok…Çıt yok..Yel yok..Umut; hiç yok… Ansızın çıldırıyor bir renk. Bütün karaltıların bacak arası beliriyor; kabarık, korlanmış bir kırmızı. Nerdeyse alev dili görünecek. Aralarında bazılarının bacak arası belirsiz. Ya da kırmızı bir elmanın dişlenmişliğine benziyor oraları. Yaklaştıkça yırtılıyor yüzleri; yüzleri yok. Karanlık taşlarla örülmüş susuz kuyular var göz oyuklarında. Ellerinde sustalılar var. Bacak aralarından kanımsı bir şeyler sızıyor. Kıvranıyorlar. Sustalılar parlıyor; gümüşsü. Metalik kırmızı bir tat Selden’in ağzına yayılan. Debeleniyor; sese dönüşüyor ağzındaki metalik tat. Seviniyor, kıvanıyor; basıyor çığlığı Selden. Duruyor dalganın coşkusu, gece soluklanıyor bir yol. Rengi açılıyor koygun sürünün. Deviniyor Selden, elini kolunu çekiştiriyor bir yandan. Acısını duyuyor hırpalanmanın. Gerçekliğine düşüyor gecenin, yeniden. Daire genişliyor. Karaltılar uzaklaşıyor.. Denizi görüyor; duman mavisi bir tül içinde sular. Ağlıyor Selden. Kendi sesini duymanın çoğalmacılığıyla, bağıra bağıra ağlıyor. Bir arayüz istasyonunda, doldur boşalt işlemi gören kimliksizliğine ağlıyor. Salya sümük, gözyaşı ve dişinin kestiği dudağının kanı birbirine karışıyor. Silmiyor, sildirmiyor, eliyle alıp üstüne başına sürüyor ve itiyor Ahit’i. Ahit, elindeki sustalıyı gösteriyor havada sallayarak. “Bak kızım, şimdi buna iyi bak. Çevirme kafanı; kırıveririm yoksa! Heeey!.. Yosmam!.. Bana bak, dedim sana.” Sustalıyı tutan eliyle Selden’in başını kendisine çeviriyor zorla. Gözlerinin önünde, bir hipnoz nesnesi gibi sallıyor bıçağı. Sonra, kendi sol kolunun içi yüzüne bir çarpı işareti çiziyor bastıra bastıra. Kanıyor kolu. İvecen ve huzursuz akıyor damlalar. Aldırmıyor. Geceye korku sığınıyor biraz daha. Kâh tehditler savuruyor karşısındaki içi çekilmiş kadının yüzüne karşı, kâh yalvarıyor gözlerini kaçırmadan. Sevgisini, sevgisizliğini anlatıyor. Bir hafta önce tesadüfen tanıdığı ve sahiplendiği kadını bırakmayacağını anlatıyor. Ölüm de olsa gecenin sonu, hakkını savunacağını haykırıyor. Selden’in kolunu sıkıca tutup sustalıyı gezdiriyor kolunun iç yüzünde. “Bak Selden; benim dediğimi yapmaz da, ayrılmaya karar verirsen eğer öldürürüm seni. Bu gördüğün ince ayarı geçiveririm gırtlağından. Selden donuyor, bir ince ayarın arayüzünde. Zihni alıp başını gidiyor bir hafta önce yaşadıklarına. Uğunuyor zaman. Sesler tüm ünlemlerinden kovuluyor. Çıt yok, uğultu var. Gömütlük sözüne takılıyor, korkuluğun korkusu. Karaltılar kendi gölgesinden korkan devler gibi Akdeniz’in ağzında. Kıyı her şeyi yutmaya hazır. Yutamazsa, kusacak besbelli. Hiçbir çakıl taşı güvenli değil, bu kıyıda. Bir adımda yüzündesin suların. Diğerinde, yüzsüzlüğünde karanlığın. Ne zaman biter insan? Yürek ölüsü bir karaltı; karanlığını taşlıyor kendisinin. Her ölü kendi gömütüne tünesin, lütfen Gömütsüzler kıyıya vursun cesedini. Sabah işportanın elleri üşüşecek topunuza birden. Sahi, en çok kim kokuşturur ölüsünü? Haydi kokuşma yarışına!.. Ey, bir kıyıda ıslakkuru yaşayanlar!...Ey, bir yaşamın arayüzünde kalanlar! Tanrılar yüzme bilmiyor; sulara dökmeyin içinizi. Kumlara yazmayın aşkınızı; Eros’un okuması yok. Hades iş başında hep; iki arada bir derede küreği. Haydi, gömülün!.. Sürüm vakti ölümün!..Gönüllüsüne beleş!... Boğazına dayanmış metalin soğuk ve kıyıcı kararlılığını duyuyor Selden. Bekliyor, bekliyor, bekliyor. Bir serçe kuşu çırpınıyor avcının ağzında. Gece öd karası, gece can karası; taştı taşacak an. Bakışlarını Ahit’e dikiyor Selden ve soruyor bıkkınca; “Ne yapacaksın şimdi? Neyi bekliyorsun be adam? Ne yapacaksan yap artık. Bitsin bu gece.” Dalgalanıyor karşısındaki belirsizlik. Korkuya yakın bir yel geçiyor Ahit’in omuzlarından; Selden’e değiyor usulca.”Senin kararını bekliyorum.“ diyor, seyrimeli bir ses. Selden’in içinde delice bir öfke kabarıyor ansızın. Küfrediyor Ahit’e. “Ah, ulan it!... Çek şunu gırtlağımdan!.. Çek ulan it!.. Uzaklaş benden!.. Ah, it!.. Karar mı bekliyorsun sen? Karar mı? Duy o zaman , it!..” Emekleyerek uzaklaşıyor Ahit’ten. Ayağa kalkıyor, ellerini açıyor gökyüzüne doğru ve başlıyor hıçkırıklarla konuşmaya; “Ey, bu gecenin arayüzüne sığınanlar!.. Ey, Konyaaltı yalnızları!..Duyun beni!..Ben, bu iti istemiyorum. Ben, bu itin malı değilim. Ne yaşadımsa bana aittir her şeyi. Şu geçen bir hafta da, gelecek olan hafta da benimdir. Anlayın beni!..” Eğilip çantasını kapıyor Selden ve yürüyüp gidiyor beton merdivenlere doğru. Tüm sesler yıkılıyor ardında. Gerçek düş tüm karaltılar soluyor. Ahit de….
11 Kasım 2009-
|