Hayrettin GEÇKİN
kocaelidemokrat@gmail.com Gölgesi ağrıyan bir memenin suçuyum Şiir, hiç kuşkusuz gündelik dilin uzağında kurulur. Bildik dilin sınırları içerisinde fazla göze çarpmaz. Okuyucusu da farklıdır şiirin. Dolayısıyla şiir okuyucusu roman, öykü ve deneme okuyucusundan bir biçimde ayrılır.
Şiirin kendine has dil içi dil, ya da dil ötesi dil diyebileceğimiz birtakım özellikleri var. Sözcüklerin bir araya gelişleri, birbirleriyle uyum ve aykırılıkları, yasak buluşmaları vb.
Hüseyin Bozkurt’un, “gölgesi ağrıyan bir memenin suçuyum” adlı şiir kitabını okuduğumda bu söylediklerimi yoğun biçimde karşımda budum. Kimi zaman anlamın katmanlarında kayboldum. Kimi zaman da bir anlamdan bir anlama savruldum. Sözcüklerin açılmamış kapılarında buldum kendimi kimi zaman da.
“gölgesi ağrıyan bir memenin suçuyum” adlı kitabı okurken, şiirin yoğun bir matematik olduğuna dair ortaya atılan yargıya boyun eğdim açıkçası. Ve gördüm ki Hüseyin Bozkurt’un şiirleri kolaydan ele geçmiyor. Anlamını sezdirmiyor. Dahası okuyucuya kolaydan yüz vermiyor ve aksine ondan bir anlama eşiği de bekliyor. Bu, şiir için iyi bir şey bence.
yarattığımız tanrılar / ruhuna bileyip bıçakları / kestiler ilkin çocukları…”
Kitabın başlangıcında yer alan bu dizelerle aslında bir felsefenin içine girdiğinizi ayrımsadığınızda, şiirin sıcak ve derin sularında olduğunuzu da ayrımsayabiliyorsunuz.
Ezberlerimizle kapışmayı seven dizelerde bildik kabuller yıkılırken, verili gerçekler zora giriyor. “Gerçeğin ne kadarına katlanabilirsiniz” sorusu dikiliyor karşımıza. Bildiğimiz kadarıyla yaşayıp gitmek mi, yeni bir gerçekliğe ulaşmak mı? Tam bir kırılma noktası. Ve yepyeni bir dil tadı.
“…biliyorum ağzın kuş sesi / sarıdüğün çiçekleri / üstünde lübnan sedirleri.
güvercinler çağırır bomba altında / ölüler ülkesi”
Bu dizeler öyle kolaydan geçilmiyor. Hem kurgu yönünden, hem de insanın duyarlıklarına yaptığı gönderme yönünden. Bu dizelerin önünde “anne nerdesin” çağrısı avaz bir yalnızlık aslında. Ve daha çok da şiddetin karşısında duyarlıklarını kaybetmiş dünyamızı vicdanlı olması için çağrı. Dilin olanaklarından yararlanarak yapılan bir çağrı... Toprağın, suyun, ateşin diliyle… Kitapta pek çok dize öyle değil mi ki zaten! Tam bir düş sarmalı, imge sarmalı…
Özcesi, Hüseyin Bozkurt’un şiirleri birikimli okur istiyor. Göz değil yalnızca, beyin zevkinden de haberdar olan okuyucuyu… Felsefenin, sanatın, müziğin, tarihin, yazı tabletlerinin, destanların, efsanelerin ve daha pek çok şeyin dilini çözmeden kapısına vardığınız dizeler sizi eli boş geri çevirebilir çünkü.
Neyse! Şair daha ilk kitabında “herkes açtığı dalda gülümsesin” gibi dizelerle kendisi olmanın, kendi sesine ulaşmanın keyfini çıkarıyor. Ve sözcüklerin suladığı bereketli şiir ovaları onu bekliyor. Yolu açık olsun.
“silah gölgesinde / terkim yumurta akını / kurşundan beterdi // üşüştüler tel örgü bedenime //
nereye kaçsam yüzüme çarpar / o eskiyen şarkılar / ümit bezendi // hangi resme baksam / alı:eren / kara dul gibi / büyüdü evren”
*Gölgesi Ağrıyan Bir Memenin Suçuyum, 80 sayfa, Hüseyin Bozkurt, Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, Ankara - 2009