Orhan Kemal’in “Cemile” Romanından Çukurova’ya Mizahi Bakış
Orhan Kemal’in romanlarından biriyle Çukurova’ya Mizahi Bakış için ilk aklıma gelen eseri “Hanımın Çiftliği” oldu. Aynı isimle televizyon dizisine kaynaklık etmesi nedeniyle göz önünde olması, yazarın farklı bir eserini ele alma isteğimi körükledi. Bu yüzden, Orhan Kemal’in Cemile adlı romanında karar kıldım.
Öncelikle, bir yanlış anlaşılmaya neden olmamak için şu soruların yanıtını vermek gerekli:
Orhan Kemal bir mizah yazarı mı?... Orhan Kemal’in, Cemile adlı romanı da dahil, mizah etiketli veya yoğunluklu eserleri var mı?...
Orhan Kemal, ne bir mizah yazarıdır, ne de eserleri mizahi ağırlıklıdır.
Orhan Kemal, tüm eserlerinde toplumsal ve bireysel sıkıntıları, insanların yoksulluğunu, yoksunluğunu ve sınıfsal mücadelelerini merkezine almıştır.
Lakin, gerçek yaşamda olmuş, olması olası kesitleri içeren eserlerinde, özelde romanlarında, yaşamın bir parçası olan mizahın, trajikomik öğelerin yer alması ise doğaldır.
Bu durumu; Çukurova mekânlı romanlarında da görmekteyiz. Esasen, yazar amaçlamamış olsa bile, romanlarında bulunan diyaloglarda çoğunlukla yansıttığı, kendine özgü sözcükleri, sövgüleri, üslubu, kulağa hoş gelen melodik yapısı ve tınısına sahip yöresel Türkçe ile konuşan Çukurovalıların, bir de olaylar karşısında ki tepkileri, değerleri ve yaklaşımlarından bazıları okuyan yüzleri acılı, acısız gülümsetebilmektedir.
Bu nedenle, yirmi yıl önce Çukurova’ya yerleştiğimden itibaren belli bir süre, “öfkeli mi-sakin mi, hüzünlü mü-sevinçli mi, yeriyor mu-övüyor mu ” gibi hallerden hangisine sahip olduğunu Çukurovalı insanların birçoğunda ayırt etmekte, algılamakta zorlanırdım. Aynı düşünceleri, Orhan Kemal’in romanlarının bazı sayfalarını, içeriği dışlayarak okumalarımda da sahip oldum…
Bu kısa açıklamalarımdan sonra, 1934 Çukurova yaşamından bir kesit içeren Cemile romanından “gülünç, alışılmadık ve çelişkili yönleri yansıtarak insanı düşündüren” mizah öğelerinden örneklemeler yapmanın zamanı geldi.
Türkiye’ye; Çukurova’ya göç etmeden önce ali kıran başkesen olan Boşnaklı Malik’in çırçır fabrikasında çalışan kızı Cemile’yle, düşük ücretle aynı fabrikada çalışan kâtip Necati arasındaki uzaktan süren utangaç aşkları, develeriyle fabrikaya ürün taşıyan ve ‘kâtip Necati’nin parası yok, Cemile’yi ben almalıyım’ düşüncesiyle “otuz kağıtnan avrat mı sevilir bre…” sözlerini sürekli sarf eden Deveci Çopur Halil’in yaklaşımı, Deveci Çopur Halil’le Cemile’nin arasını yapmak için aracılık yapan, hatta işi kaçırma planlarına kadar ilerleten, bunun karşılığında Devecinin alkollü sofrasından sebeplenen Karakız ile Camgöz Sadık’ı, çırçır fabrikasının ortaklarından feodalite artığı Kadir Ağa ile kent ve sanayileşmeyle yoğrulu Avrupai kültür değerlerini taşıyan Numan Rüştü Bey arasındaki akıl almaz çelişkileri, Numan Rüştü Bey’in İtalya’dan getirttiği mühendise karşı bir kısım işçilerin, müdür yahudi Salamon’un, fabrikanın ortaklarından Kadir Ağa’nın diş gıcırdatmaları ve onu fabrikadan kovdurmak için işleri sabote etmeye kadar vardıranlar gibi karakterlerin, durumların, olgu ve gerilimlerin varolduğu Cemile romanında, asık suratlı gerçeklikle mizah yan yana, diz dize atbaşı sürmektedir kanımca.
Cemile romanının daha ilk sayfalarında, kamyonların yaşama girmesiyle, geliri azalan Deveci Çopur Halil’in, iyi insan İzzet Ustayla olan diyalogunda, yeniliğe, makineleşmeye karşı olumsuz tepkisini algılarken, gülmemek bana zor gelir :
“Deveci Çopur Halil bu sefer hem kamyona, hem de kamyonu icat edene, kamyonu memlekete sokana, kamyonla iş görene, gördürene uzun uzun sövdükten sonra, ‘Ben her yıl bu vakıtlar paraynan oynardım! Bu cenabetler memlekete girdi gireli bizim rızkların yönü değişti,” dedi.
Anlayışlı anlayışlı gülümseyen İzzet Usta:
“Sat develerini, bir kamyon da sen uydur!”
“Tövbe de… Baba, dede, ata yadigarı, peygamber yaratığı onlar. Günah değil mi? Sen ona buna boş ver de, şu Boşnak kızından haber ver bana…” (3.sh)
Makineleşme karşısına günah değeriyle çıkan Deveci Çopur Halil; Cemile mevzuunda günahı, yanlışı hiç gündeme getirmemekle, değerleri kendi amacına göre yontan, yorumlayan zihniyetin temsilcisi olarak da karşımıza çıkmaktadır.
Çırçır Fabrikasının iki ortağından biri olan Kadir ağanın, günümüzde de varlığını sürdüren; mektepliye, eğitime, eğitimliye salt ticari anlamda bakan, hakir gören kıskançlık dolu bakışına ne demeli:
“Tohtur oldular, mühendis oldular, abukat oldular da ne?” derdi, “huzuruma vardılar mı, el öfelemiyorlar mı?” (26.sh)
Yine Kadir ağanın işçi-işveren ilişkisine; “işçinin hiçbir hakkı olmadığı” noktasından bakan düşüncesi de trajikomik duruyor:
“Kovdum diye zorunda getti, onun için değimli? Tabii kovarım. Maayişini ben viriyom!” (26.sh)
Yanıcı maddeler bulunması nedeniyle Fabrikada sigara içilme yasağını hatırlatarak sigarasını söndürmesini isteyen kâtibi, Kadir ağaya şikayet eden Deveci Çopur Halil’in diyalogları, ‘güçlüyüm, ayrıcalıklıyım, kurallar bana işletilmemeli,” düşüncesini yansıtmaktadır. Üstüne üstlük uyaran kâtibin arkasından aşağılayıcı şu sözleri, onun hakkında “hem kel hem fodul’ özdeyişini anımsatmaktadır:
“Böylelerine Allah kel virsin de tırnak virmesin ağa… Çingeneye beylik vermişler, peşin babasını asmış.” (36.sh)
Kuralı koyanlardan biri olmasına rağmen, kâtibi kendiliğinden hareket etmiş gibi paylayan ve Deveci Çopur Halil’e yaranan Kadir ağanın hali tipik ve gülünç bir idarei maslahatçılıktır:
“Kulağasma bre herif. Bunnar ecir takımı, mayişçi kısmı. Nirden bahsan ciğeri beş para itmez. Sana benim cebimden harcamış.” (34.sh)
Deveci Çopur Halil’in evlenme isteğini elinin tersiyle tepen Cemile’yi arabaya atarak zorla kaçırma planının suya düşmesi de mizahi yönler içermektedir. Bu plana göre; Cemile diğer işçilerle birlikte fabrikaya giderken, Karakız en uygun bir zamanda ıslık çalacak, arkalarından arabayla takip eden Camgöz Sadık kalabalığa yanaşarak Cemile’yi kaçıracaktır. Planın hazırlandığı masada Deveci Çopur Halil, kesenin ağzını açmış, kebaplar, şaraplar gırla gitmektedir. Karakız, geç saatte masadan ayrıldığında zil zurna sarhoştur. Cemile’nin bulunduğu sokakta yıkılır… İyi insan İzzet Usta’nın evine yatıya alırlar… Sabahleyin uyandığında planın suya düştüğünü anlar...
Bu şokla sokakta ilerlerken, kebapçıda oturan Camgöz Sadık’la karşılaşır. Çukurova’ya mal olmuş küfürleri erkek tiplemeli Karakız’a ardı ardına savurur:
“Nerdesin lan hey Allahsız oğlu Allahsızın kızı, nerdesin?”
“Sorma dayı oğlu, sarhoş olup kalmışım.” İçeri girdi, bir iskemle çekip oturdu.
Camgöz Sadık, “Bir çuval inciri berbat ettik,” dedi. “Seni görüyon mu seni…Ensesinden kör bıçakla kesilecek şeysin Allahıma…”
“Ne yapayım kardaş, kendimden geçmişim. Madem bir işe karar verdik, insan o kadar içirir mi? Zorladınız da zorladınız.”
“Seni erkek belledik ne bilelim.”
“Erkeğim oğlum, gene de erkeğim ama…”
“Ee?”
“Şarap afyonlu muymuş neymiş… Sarhoş etti beni.” (105. sh)
Fabrikaya yakın, işçilerden oluşan varoşta yaşayan Cemile’yi, kâtip Necati adına istemeye gelen güya elit aileden iki kadının tutumu ise ayrı bir mizahi hava estiriyor, yer yer tiksindirirken:
“Kadınlar eteklerini tuta tuta, ayakkabılarının uçlarına basa basa, yüzlerini ekşite ekşite avluya girdiler. Cemile ne yapması gerektiğini kestiremiyordu. Karşıdan karşıya bir müddet bakıştıktan sonra, iki kadından şişmanı :
“İnsan görmedin mi kızım? Ne bakıyorsun öyle yaban yaban… Gelsene!” (122.sh)
İsteksizce istemeye gelen kadınlarla, Cemile’nin arkadaşı Güllü’nün aralarında geçen gerilimsel diyaloglar yabancısı olmadığımız türdendir ve Cemile’nin babası Malik’in yaptığı uyarıyla sessiz kalsa da, son lafını esirgemeyen Güllü’nün duruşu, ‘yoksul olabiliriz, ama gururluyuz’ der gibidir:
“Hoş geldiniz!”
Şişman hanım sigara içiyordu. Güllü’ye şöyle bir baktı, aldırış etmedi. Güllü’nün tepesi attı. Ne büyüklüktü bu? Selam bir Tanrı selamı. Ne diye almamışlardı sanki?
Takunyalarını merdivenin alt başında bırakıp yukarı çıktı.
Kadınlar konuşmayı kesmiş, Güllü’ye bakıyorlardı. Ne bakıyorlardı yani? Adam görmemişler miydi?
“Konuşmanızı niye kestiniz?”
Şişman hanımın da tepesi attı:
“Siz kimsiniz ki konuşmamıza karışıyorsunuz?”
İhtiyar Malik Boşnakça, “Ters bir laf etme,” dedi.
Güllü’de alınmıştı. Şişman hanımı cevapladı:
“Allah’ın kulu!”
“Anladık Alllah’ın kulu olduğunu. Kızın akrabası makrabası mısın?”
“Eh işte, öyle sayılırım.”
“Akrabası değilsen…”
“Ee… Dışarı mı çıkayım?”
“Ayol sen ne biçim kadınsın?”
Güllü kalktı. Merdiveni inmeden önce, “Sizler gibi kadın. Elli, kollu, ayaklı insan!” dedi. Takunyalarını ayağına geçirip çıktı. (129-130 sh.)
Cemile romanından buna benzer mizahi birçok örneklemeler, alıntılar yapılabilinir. Aslında, bu ve benzeri mizah öğelerini, Orhan Kemal’in hemen hemen tüm eserlerinde; özelde, Çukurova mekânlı romanlarında görmek mümkündür. Değerli üstat Orhan Kemal’in 40.ölüm yıldönümünde, bana tanınan süre elverdiğince kendisine ve eserlerine farklı bir bakış ve yorum katmak istedim.
“Orhan Kemal, Bereketli topraklarda Cemile’siyle birlikte yaşarken, aynı zamanda yüreğimizde, yüreklerimizde yaşıyor, yaşayacak, yaşatacağız,” diyerek konuşmamı burada sonlandırıyorum.
Bahattin YILDIZ
www.otekileriz.netOrhan Kemal, Cemile, 18.basım Ekim 2009, Everest Yayınları,
3, 26, 34, 36, 105, 122, 129, 130 sh.lar